|
Silivri Gelenek, Görenek ve Halk Oyunları
Selimbria bir efsanedir artık ama, SİLİVRİ, bir efsane gibi güzel
yaşamaktır güzellikleriyle. Kale mahallesinin parke taşlı yollarında tarihi yaşamak
mümkündür. Sanırsınız ki, yol kenarlarındaki o eski cumbalı evlerinde hala
Ayşe-Fatma, Osman ve Hüsmen'leri, dadı kalfaları ve jleç yüzleriyle yaşamaktadır.
KIZ ÇEYİZİne başlamanın yaşı yoktur. Ancak çeyize ne zaman
başlanırsa başlansın, donansın diye '"DONLA" başlanır, esin bir sıralama
çizilmeden devam edilir. Kesin bir sıralama çizilmez ama, bunun yine de mevsimle ve
maddiyatla ilişkisi vardır. Örneğin uzun kış geceleri için, daha ağır ve uzun
işler tercih edilir.
ÇEYİZ her yörede olduğu gibi, burada da çağına göre bir çizgi
izlemiştir. Yüzyıllar önce yapılanlar halen yapılmaya devam edilmekle birlikle
onlara çağın gereksinimlerine ve buluşlarına uygun ekler yapılmış ve günümüzde
karşımıza, Peşkirden Halıya, Keseden Buzdolabı örtüsüne kadar zengin bir çeyiz
çıkmıştır.
Her genç kızın bir çeyiz (gergef ve tezgah gibi) ustası vardır. Kız
ustasından öğrendiği gibi, hatta ustasını da geçerek dokur ve işler. Çeyizin
sonunda, iğnesinde bir sap iplik ve işlenmemiş son bir motif bırakır. Düğünün
ikinci günü, gergefini süsler, hediyeleri ve yanında çalgı alayı ile, ustasının
evine gider, orada çalgılar çalarken hediyeleri verir, bu son motifini işler (bitirir)
ve iğneyi kırarak bir gül dibine atar. Böylece, çeyiz tamamlanmış olur. Ertesi
günü baba evinden ayrılır.
Bir onur, bir övünçtür kızlarımız için çeyiz. Çeyizini yapmayan,
eksik yapan, çok güzel işlemeyen kız, kaynana adaylarının gözünde,
kadınlığını da eksik yapacaktır. Aynı zamanda, kızlarımızı eğiten,
olgunlaştıran bir olgudur çeyiz...
Güzel, güzel olmasına güzel de Silivri'nin kendine özgü bir folkloru
yoktur. Yazılarımızda sözü geçen folklor, halkın kendi geldikleri yörelerinden
Silivri'ye gelirken getirdikleridir.
Çeyizi başlıca dört gruba ayırabiliriz:
1. Gergefte işlenenler (Bindallı gibi)
2. Tezgahta dokunanlar (Kilim-kumaş gibi)
3. Elde işlenenler (Yağlık örtüleri gibi)
4. Elde örülenler (Çorap gibi)
1. Gergefte İşlenenler
Kadife, ipek ve saten üzerine çeşitli yöresel motifler işlenerek
hazırlanan, gelinlik-bindallı, üçetek adı verilen giyim eşyalarıdır.
Bindallı İşleminin Yapılışı:
İşlenecek motif (desen) bir karton üzerine çıkarılarak, makasla etrafından kesilir. Daha
önceden biçilmiş kumaş üzerine bunlar tutturulur. Parçalar halinde gergefe
gerilir. Bu motif kartonlar üzerine, kılaba ile alta sarma yapılır. Bu sarma
işlemi, sadece üstten gidiş-geliş şeklindedir, alta geçmez. Buişlem sırasında
uygun yerlere pul ve tırtıl konur. Bu işlem bitince parça gergeften
çıkarılır.Parçalar dikilerekbir bütün haline getirilir, içine astar dikilir.
2. Tezgahta Dokunanlar
Kilim, yatak yüzü, Yastık kılıfı, kız ve erkek işliği, kuşak,
seccade, duvar halısı, heybe, futa, minder örtüleri, paspas ve dokuma kumaşlarıdır.
Dokumalar genellikle YÜNDEN yapılır. Yüne çeşitli renkler kök otları ile
kaynatılarak verilir. Kilim, yün, keçi kılı ve eski eşyaların ince şeritler
halinde yırtılıp boyanması ile elde edilen kalın iplerden yapılır. Yünden yapılan
kilim, yastık ve yatak yüzüne göre daha kalın yapılmıştır. Yine yünden yapılan
yastık ve yatak yüzlerinin desenleri (motifler) kilimine oranla daha ulak desenler (veya
dar çizgiler) halindedir.
El dokuması kilim

El dokuması seccade
3. İşlenerek Yapılanlar
Dokuma bez veya patiska gibi kumaşlar üzerine yöresel motifler
işlenerek yapılırlar.
Bunlar: Peşkir, yağlık, camiye çeşitli baş örtüleri, işlik,
uçkur, don, puşi boyunbağı, kese, musaf kesesi, gecelik, söz ve nisan bohçaları,
namaz beresi, boyunbağı, kese, iğnedanlık, duvar halısı, hamam perdesi, küp
örtüleri, yorgan çarşafı, yorgan ağzı, yastık kılıfı, karyola karşılığı,
kırlent, masa örtüsü, konsol örtüsü, sabunluk, tutaç önlük, süpürge kılıfı,
makatlıktır. (Günümüzde bunlara, buzdolabı örtüsü, mobilya takımı vb. gibi
çağdaş ekler yapılır) Bunlar çoğu zaman kenarları (arası da olur) tığ ile
örülmüş dantellerle tamamlanır. Yapılan işlemler, sarma veya kanaviçedir. Son
yüzyılda Aplika vb. gibi işlemlere de geçirilmiştir. Kanaviçe, kumaş üzerine
kanava dikilerek renkli işleme ipleri ile işlenir. Daha sonra alttaki kanava sökülür.
Aplike, kumaş üzerine bir başka renk kumaş tutturulur (dikilir).
Örnek çizildikten sonra beyaz iplikle işlenir. Daha sonra örnek kenarları kesilir.
4. Örülerek Yapılanlar
Danteller ve diğerleri diye ikiye ayırmak gerekir.
Danteller bu iş için uygun iplerle ve tığlarla, özen ve sabırla ya
tek başına bir örtü veya eşyaların kenar veya ortalarına takılmak için
yapılırlar.
Diğer örgüler ise, yün vb. iplerle ve bu işe uygun iğne veya
şişlerle örülen çorap, cetik, kazak, hırka, minder, seccade, makatlık, kese,
paspas, duvar halısı, tutaç, küp örtüleri, namaz beresi vb.dir. Bunlar da çeşitli
yöresel motiflerle süslüdür.
Bindallılarımızı, kanaviçelerimizi ve dokumalarımızı ne kadar
anlatsak, fotoğraflarını sunsak da, yine de "bir yanı eksik gibi" gelir,
öyle sanırsınız. Çünkü, onlar bu kadar kısa bir yazıya ve bir fotoğraf
makinesinin objektifine sığamayacak kadar zengin, o kadar canlıdır.
Bindallılarımızı, üçeteklerimizi, gergefleri başında, üstün beceri ve sabırla,
türküler söyleyerek maniler okuyarak işleyen kızlarımız. Gideceği eve uğur
getirecek, geleceğimizi doğurup yetiştirecek kızlarımız... çeyizlerini hazırlarlar
ve düğünlerinin ikinci günü, çalgı alayları, süslü gergefleri ile ustasının
evine giderler, orada şen ipleri ile çeyizlerini tamam ederler, iğnelerini kırıp, bir
gül dibine atarar.
O gece ay bir başka doğar, gökyüzünde. Ertesi sabah, bir başka
doğar güneş ve kızlarımız, çeyizi tamam, övünçle giderler sevdiklerine.
Silivri Yöresi Halk Giysileri ve Süslemesi
A- Kız Giyim KuşamıKız Giyim Kuşamı
Yörede giyilen kıyafet ikiye ayrılır:
Günlük kıyafet Adamlık (düğünlük-bayramlık kıyafet) Başta
oyalı yazma veya oyalı krep bulunur. Gövdede ise, üçetek, bindallı veya
şalvar-cepken, bindallı bulunur. En çok kullanılan renkler, bordo, güvez, ördek
yeşili, mordur.
Bele kemer takılır. Bele takılan kemer, madeni veya giyilen giysinin
kumaş deseninden olur.
el dokuması kumaştan yapılmış işlik giyilir. işliğin bedeni ve kollan geniştir.
Kol uçları ve boyun kenarları yöresel motiflerle işlidir.
Bedene üçetek giyildiğinde, altına ağı yere çok yakın ipek
kumaştan (düz yada küçük çiçekli) şalvar giyilir.
Ayakta parmak uçları ve topukları motifli yün çorap ve ince topuklu
(kırmızı, pembe veya beyaz renk) kundura vardır.
kızların baş bağlaması. Alın ve boyun altınları.
Erkek Giyim Kuşamı
Baş: Başta, önceleri halen köylülerce elde edilebilen keçe külah
bulunurdu. Daha sonra, keçe külahın yerini fes almıştır. Fes üstüne uygun renkte
pusu veya çevre, sol kulak üstüne gelecek şekilde bağlanmıştır. Günümüzde,
yaygın şekilde şapka kullanılır veya baş açıktır.eya baş açıktır.
Gövde: Bedende el dokuması kumaştan yapılmış çubuklu desenli, uzun
kollu yakasız, önü karın üstüne kadar açık gömlek bulunur. (Beyaz da olabilir.)
Gömleğin üstüne CAMADAN adı verilen kruvaze yelek giyilir. Camadanın
içi kırmızı veya lacivert renkli astarlıdır. Kol uçları dışa kıvrılarak
görülmesi sağlanır. Camadanın ön kısmında bol miktarda renkli kopçalar bulunur.
Ayrıca ön kısmında cepler vardır. Bu cepler, para cebi, tütün cebi adını
alırlar. (Saat de bu ceptedir)
Camadan üstüne, açık kollu, kol içleri kırmızı veya lacivert
kumaştan astarlı CEPKEN giyilir. Cepken yöresel motiflerle süslüdür (işlidir).
Cepkende hakim renkler, bordo, haki ve laciverttir.
İlk düğmesi açık olan gömleğin üstüne (boyuna) kenarları ve
köşeleri yöresel motiflerle işli çevre (boyun bağı) bağlanır.
Belde beyaz yün kuşak sarılıdır. Bu kuşağın içine kama, tabanca, tabaka, kese
konur.
POTUR (Şalvar), kadın giysisindeki gibi uçkurludur. Yandan yırtık
ceplidir. Paçalara doğru gittikçe daralır. Paça uçları ve yan dikiş boyunca
motiflidir. Şalvarın ağzı yarıktır.
AYAKTA, yün çorap ve alçak topuklu, ucu hafif kalkık dilli siyah
renkte ayakkabı vardır.
Süsleme ve Aksesuarlar
Erkek fesi ve baş bağlaması
Süsleme:
Kızlar özel günlerde allık sürerler. Dudağa sürülmez. Yanağa,
alında, iki kaş arasına ve çeneye pullar yapıştırılır.
Başa iki kulak üzerine birkaç kakül gelecek şekilde saçlar örülerek krep
bağlanır. Genç kızlarda bir krep düz olarak ikinci krep sol kulak üzerine gül
yapılarak bağlanır. Sağ kulağa çiçek konur.
Kır çalışmalarında kızlar güneşten korunmak için yüzlerine krem
sürerler ve başını ve yüzünün büyük bir bölümünü örtecek (koruyacak)
şekilde beyaz başörtüsü bağlarlar.
Ellerine, parmak uçları çalışmayı rahatlatacak şekilde açık
eldiven giyerler.
AKSESUARLAR
Kızlarda:
Alna ve boyuna altınlar takılır.
Belde gümüş veya elbisenin deseninden' bel kemeri ve bu kemere takılı
yöresel motifli yağlık bulunur.
Oyun oynarken, elde krep bulunur.
Boyunda çevre (boyunbağı) vardır.
Damadın cebinde köstekli saat vardır. Saat.; kösteği gösterişli bir
şekilde damadın.! düğme iliğine bağlıdır.
Beldeki kuşağın içine kama, piştol, para kesesi, tütün kesesi
konuludur.
Beldeki kuşağa yöresel motifli yağlık asılıdır.
Silivri Yöresi Halk Oyunları

Silivri Belediyesi Forklor Ekibi (Poitiers Belediye Binası önü -
Fransa)
Silivri yöresi forklorundan görüntüler
Bohçorçl-Bohçalı güzel (Bohça götürme)
Derleme Tarihi :1988
Derleme Bölgesi :Silivri, Fenerköy, Gazitepe
(Haraçça köyü)
Kaynak Kişiler : Sefer Tatlıcıoğlu,
Mustafa Yalçınkaya, Kenan Güngör, Kemal Çelik
Derleyen
:
Fahrettin Çevrim.
Kızlı, erkekli oynanan bir oyundur. Dört dörtlük bir oyundur.
Oyuncular üç kez ileri gidip, üçüncü gidişin sonunda, bir kez hızlı olarak
bulundukları yerde tam dönüş yaparlar (eğilerek) çökerler ve bir kez doğrulup
çökerler. Ellerden tutularak oynanır.
Oyun sevişen iki gencin öyküsünü anlatır. Birbirini seven iki genç,
kız babasının evlenmelerine karşı çıkması üzerine, çareyi kızın sevgilisine
kaçmasında bulurlar. Bohçasını alan kızın, sevgilisine (bohçasıyla) kaçışında
son bulur. Bu kaçış sırasında zaman zaman takip edilip edilmediğini anlamak için,
dönüp geriye bakmakta, eğilip kalkarak bir kez daha bakıp yoluna devam etmektedir.
Bu olaydan sonra düğün ve nişan törenlerinde bohçanın
taşınmasını temsil eden bir oyun olarak oynanır olmuştur.
Fındıkçı
Derleme Tarihi
: 17.1.1978
Derleme Bölgesi
: Silivri, Degirmenköy,
Cantaköy, Gelevri.
Kaynak Kişiler
:Ömer Tatlıcıoğlu,
Sefer Tatlıcıoğlu, Gazi Recep, Ahmet Üstün.
Genellikle Kabadayı ve Arnavut horaları gibi ağır erkek oyunlarından
sonra oynanan ve kızlı erkekli sunulan horalardır. Özellikle Arnavutluk
topraklarından Türkiye'ye gelen ve bugün Türkiye'nin hemen her yöresinde bulunan
Arnavutluk tabir edilen Türk soyunun, Yunanistan'ın bugünkü batı bölgelerinde,
Yugoslavya'nın Üsküp ili çevresinde oturan, zamanın Türk topluluklarının
oynadığı bir oyundur. Oyun çok hareketli bir oyun olup, neden Fındıkçı adını
aldığı kesin öğrenilmemiştir. Kaynak kişilerin bazıları bu figürlerde bir
fındık toplamanın fındığın küfelere konulmasının belirgin olduğunu, bazıları
ela
oyunun adının muhtemelen Türkiye'ye gelişten sonra oyunun yapısal karakterine
uyularak Fındıkçı konulduğunu belirtmektedir.
Garaguna
Derleme Tarihi : 29.2. T 976
Derleme Bölgesi : Silivri-Değirmenköy, Çantaköy, Gelevri
Derleyen Kişiler : Mümin Tuğlu, Temel Erdoğan
Yalnızca çalgıcıların çaldığı bir havadır. Bu hava eşliğinde
ağır başlayıp sonradan hızlanan bir oyundur. Kız ve erkeklerin karşılıklı
çıkmaları ve dönmeleri oyuna ayrı bir güzellik katar. Konya yöresinden
Yunanistan'ın Nasiliç civarına göç eden ve orada yerleşip tarımla uğraşan bir
Türk kavminin hasat sonrası sevincini dile getiren bir oyundur. Bu kavmin adı olan Kara
Hunlar zamanla dilde değişerek oyunun bugünkü adı olmuştur.
Patrona
Bugün bütün Trakya'da yıllardan beri oynanan bir oyundur. Tamamen
çalgıların nağmelerinden esinlenerek figürler yapılır. Yunanistan'ın Langaza
kasabası civarından gelen Türklerin ifadesine göre bu oyun, oyuncuların ısınma
havasıdır. Oyuncular in ve benzeri eğlencelerde diğer oyunlara geçmeden bu hava ile
ısınarak ter atarlar. Daha çok kişisel bir oyundur.
Ek: Bazı kaynaklara göre,
oyun bir /M/mı;) sunu oyunudur. Adından d,ı anlaşıldığı gibi harmanı bitiren
kişinin kendisini "PATRON" gibi hissederek oynadıkları bir oyundur.
Asker
Askere giden delikanlılarca müziğe uyularak geliştirilmiş bir
oyundur. Oyundaki ağır hareketler, dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkışı,
hızlı figürler ise vatan sevgisini ifade eder. Topluluk ve kitle oyunudur.
Kabadayı
Yörenin en eski ve en köklü oyunudur. Tüm Trakya'da senelerdir
oynanmaktadır. Oyuncuların, hareketlerinde kabadayılığın tüm karakteri mevcuttur.
Oyuncu bu oyunda şahsi olarak yapabildiği tüm kabadayılığı simgeleyen figürleri
yapar. Piştovunu (tabancasını) ateşler, içkisini yudumlar. Davula ayak koyar, diz
vurur. Çalgıyı kulağına dayar çaldırır. Türkler Rumeli'ye geçtiklerinden bu
yana, bu oyunu Debreli ve Kasap oyunu ile birlikte oynamaktadırlar. Caka satma (hava
atma) oyunu olarak bilinir.
Kasap
Yöre halkının olduğu gibi Türkiye'nin tüm yörelerinde büyük bir
rahatlıkla ve ustalıkla oynanan bir oyundur. Bazı nüans farkları ile İstanbul
kasabı, ispanyol kasabı, Trakya kasabı olarak bilinir, oynanır. Oyun bir kitle
oyunudur ve büyük bir özelliği başı çekenin devamlı değişmesi ve becerisini
herkese göstermesidir.
Karşılama
Derleme Tarihi :1974
Derleme Bölgesi :Silivri ve köyleri
Derleyen Kişiler : Mümin Tuğlu, Temel Erdoğan
Adının da belirttiği gibi, tamamen karşılama türünde ve kadınlar
arasında oynanan bir oyundur. Oyuna sağ ayakla başlanır. Daha sonra sırasıyla devam
eder. Üç ayaktan sonra ayak burnu yere konarak bir es yapılır. Sonra aynı figürlerin
tekrarı ile devam edilir. Oyunda karşılıklı geçişler vardır. Bu geçişler düz ve
çapraz şekilde devam eder. Vücut hareketi serbest olup müziğin ritmine göre omuzlar
titretilir. Bu omuz titretme anında kollar ayak figürleriyle uygun bir şekilde sağa
sola sallanır.
Peresenya (Geçti bir yaz)
Yavuklusunun başka biri ile konuştuğunu duyan bir delikanlının
yalnızlığını belirten ezgisi olarak bilinir. Fakat esası gelin evinden, damat evine
gönderilen Tupişkeş denilen baklava tepsisinin çıkarılması anında aile fertlerinin
takılarını belirten, methiyeleri ifadelendiren sözlü bir oyun havasıdır. Hem
oynanır, hem de aile fertlerine methiyeler söylenir. Oyundaki figürler, baklava
tepsisinin el değiştirmesini ifade eder. Oyunun kökeninin Drama, Serez, Kavala
bölgesindeki Türkler olduğu ve o bölgeden gelip tüm Trakya'da oynandığı
bilinmektedir. Çift karakterli bir oyundur. Bazen Karşılama bazen de Hora tipinde
(ikisi birarada) oynanmaktadır.
Samyotisa (Güzel gözler)
Kendisini görmediği halde, penceresinin kepenkleri arasından
gördüğü gözlerinden dolayı bir kıza aşık olan ve bu aşkı uğruna bir ezgi yazan
sonra da dağlarda ömrünü tüketen bir aşığın, yaşamını canlandıran bir
oyundur.
Olayın Yanya civarında geliştiği söylenmektedir. Ezginin sözleri
bilinmemesine rağmen, oyunun teması tam olarak bilinmektedir. Yörede Geçti Bir Yaz'ın
ardından oynanan, sevilen, çift karakterli bir oyundur.
Kampana
Derleme Tarihi : 12.12.1977
Derleme Bölgesi : Silivri, Değirmenköy,Akören, Fenerköy
Derleyen Kişi/er : Hüseyin Kıvılcım, Mustafa Akan
Patrona gibi oyunlardan önce oynanan, oyuna giriş ve ısınma
havasıdır. Seri ve çabuk el ve ayak hareketleri gerektirir. Hem Hora hem de Karşılama
türünde çift karakterli bir oyundur.
Oyunun kaynağı, Batı Trakya'da özellikle Yunanistan'da yerleşen eski
Türk boylarıdır.
Kampana adının anlamı, başlangıçtır. Bu açıdan düşünülürse oyunun bir
başlangıç ve bitiriş oyunu olduğu anlam kazanır.
Bubuşka (Şak şak)
Yunanistan'ın Kozan vilayeti yöresindeki Türklerin geliştirdiği bir
oyundur. Oyunun esas anlamı el ve ayakların davul tokmağına ne denli uygun olduğunu
göstermektedir. Düğünlerde gelin karşılama havası olarak, damat evinin
delikanlılarınca çok sık oynanır.
Tikveş Horası (Tikveşli)
Derleme Tarihi : 1979
Derleme Bölgesi : Silivri ve Silivri Germeyan köyü
Derleyen Kişiler : Mümin Tuğlu, Temel Erdoğan
Kaynak Kişiler : İsmail Çırak, Kara Yusuf
Sadece erkeklerin oynadığı, Hora tarzı bir oyundur. Germeyanoğulları
tarafından kurulduğu bilinen ve bugün Değirmenköy adını alan köyü 93 harbi
sonrası Tikveş bölgesinden gelerek yerleşmiş muhacir halkın oynadığı ağır ve
erkeksi bir oyundur. Baştaki ağır figürler, oyuncuların oyuna ısınmasını, davul
zurnaya uyum sağlamasını, süre ilerledikçe figürler ise oyunun karakterini içerir.
Oyun bir yönü ile Kabadayı ve Arnavut horalarını anımsatır.
Gayda (Arnavut gaydası)
Derleme Tarihi : 1985
Derleme Bölgesi : Silivri ve civarı
Derleyen Kişiler : Güngör Postacı, Gökhan Küçük
Yalnızca erkeklerin oynadığı bir oyundur. Baştaki ağır figürler
oyuncuların oyuna ısınmalarını, davul zurnaya uyum sağlamalarını amaçlar. Süre
ilerledikçe figürler hızlanır. Oyun bir yönü ile Kabadayı ve Tikveşli horalarını
anımsatır.
Findan
Derleme Tarihi : 1979
Derleme Bölgesi : Silivri, Değirmenköy, Gümüşyaka köyü
Kaynak Kişiler : İsmail Çırak, Yusuf Germeyanoğlu, Aşye Oruç,
Gülsen Yörük
Trakya'da Gacal tabir edilen, özellikle Değirmenköy dolaylarındaki
Yörük tabir edilen, bu bölgeden çıkmamış Türklerin Rumeli'ye geçişleri ile
belirtilen bölgelere gelip, yerleşmiş olan Türk soyunun çok eski yıllarda-
oynadığı bir oyundur. Oyun tamamen bağımsız olarak en az iki, en çok altı kişi
ile oynanır. Karşılama tarzı bir oyundur.
İki Telli (Çiftetelli)
Derleme Tarihi : 1974
Derleme Bölgesi : Silivri ve köyleri
Karşılama türünün en güzel örneklerindendir. Yalnız kadınlar,
yalnız erkekler veya kızlı erkekli olarak da oynanır. Oyuncu sayısı önemli
değildir. Genel olarak kadın oyuncular bu oyunda daha kıvrak daha kadınsı oynarlar.
Oyunda ayak figürlerinin yanısıra, kalça, omuz ve kol hareketleri de önemli yer
tutar. Oyuncular, karşılıklı geçme, kendi etrafında dönme gibi hareketler yaparlar.
Oyuna sağ ayakla girilip, sağ adım atılır, sol ayak sağ ayağın yanına
getirilirken seri bir hareketle (ritmle) ayaklar üzerinde sekilip oynanır. Bu oyun
boyunca devam eden ayak figürüdür.
Oyuncuların kolları hafif yana acıktır. Oyunun ritmine uygun şekilde
parmaklan çıtlatmak suretiyle ritme iştirak edilir. Serbest karakterli bir oyundur. Her
oyuncu şahsi figürler yapabilir. Oyuncular birbirine tutunmaz. Ekip başı yoktur.
Arzu ile Kamber
Derleme Tarihi : 5.3.1981
Derleme Bölgesi : Silivri ve köyleri ile Malkara ve köyleri
Derleyen : Mümin Tuğlu
Kaynak Kişiler : Nezihe Evren, Tevfık Gültunca
Kızlı, erkekli oynanan bir oyundur. Oyunun özelliği duraklı
oynanmasıdır. Oyuncular kendi eksenleri etrafında ve arkaya dönerek oynarlar,
dönüşlerde kollar bırakılır, döndükten sonra tekrar tutulur.
Oyun birbirini seven Arzu ve Kamber isimli iki gencin öyküsüdür. Fakat
kötü karakterli kişilerin araya girmesi ile kavuşamazlar. Birlikte kaçmaya karar
verirler, ancak kaçarken Arzu'ya göz koyan Ağanın adamları tarafından vurulurlar.
Vurulduktan sonra yerde yan yana mezarları yapılır. Mezarları arasında
kavuşamadıklarından kara çalı biter.
Arnavut Havası
Derleme Tarihi : 1988
Derleme Bölgesi : Silivri, Fenerköy, Gazitepe (Haraççal köyü
Derleyen Kişiler : Fahrettin Çevrim, Gökhan Küçük
Kaynak Kişiler : Sefer Tatlıcıoglu, Mustafa Yalçınkaya, Kenan
Güngör, ismet Şeker
Oyuna sağ ayakla başlanır. Oyun başlayınca, olduğu yerde (kendi
ekseni etrafında) bir kez dönen oyuncu, sağ ayağını davul üzerine koyar. Oyunun
önemi ekseni etrafında dönüşler yapılmasıdır. Yalnız erkeklerin oynadığı bir
oyundur. Oyunda, kabadayılığı ve cesareti simgeleyen tüm figürler vardır.
Başlangıcı bu şekilde üç-beş figür devam eden oyun, daha sonra hızlanır. Oyun
ellerden tutularak oynanır.
Not: Dalyana (Dalyan), Tuvari, Sürto, Koca
Yusuf oyunlan, yörede oynanan ancak henüz derlemesi, öyküsü çıkarılmamış
oyunlardır.
Silivri Piri Mehmed Paşa İlköğretim Okulu folklor ekibi
YÖRESEL ÇALGILAR:
Karakteristik çalgı, davul ve kaba zurnadır. Ancak günümüzde
zurnanın yerini klarnet almıştır. Bunun nedeni, klarnetin yöre oyunlarını daha
zengin bir ritmde çalabilmesidir. Bu nedenle yörede zurna çalan yok gibidir. Çift
davul, çift klarnet, tek davul, çift klarnet veya tek davul, tek klarnet olabilmektedir.
Klarnet çift ise biri dem tutar. Kapalı kadın meclislerinde veya davul ve klarnetin
bulunmadığı (o anlık) açık meclislerde kadınlar, darbuka veya daire ile
oyunlarını oynarlar. Davul zurnadan ayrı olarak gayda (tulum), kabak kemane, bağlama
gibi çalgılar da kullanılmaktadır. Son zamanlarda düğünlerde ince saz (keman,
cümbüş, ud) aletleri de kullanılmaktadır.
Düğün Töreni İle İlgili Halk Gelenekleri
Düğün, tüm Türkiye'mizde olduğu gibi, yörede de baştan sona bir
övünçtür. Hiçbir şeyi eksik olmasın istenir. Bu nedenle, düğüne hazırlıktan,
sona erdikten sonraki ilk davete kadar tüm gelenekleri derlemeye çalışıldı.
Ruba-Düğüne Hazırlıklar
Ruba: Düğün öncesi (yaklaşık 15-20
gün) kız tarafı ile erkek tarafı aile temsilcileri ile birlikte alışverişe
çıkarlar. Bu alışverişte öncelikle gelinin ve damadın eksikleri giderilir. Bu arada
çeşitli hediyeler alınır. Bu arada düğün evinde üç gün iki gece sürecek
düğün eğlenceleri sırasında yenecek yemeklerin tümünün günü birlik
hazırlanması mümkün değildir. Komşu ve akraba yakınlarının da yardımlarıyla bu
hazırlıklar yapılır.
Düğüne Davet
Sözlü Davet: Düğüne çağrılacakların adlarının bulunduğu bir
liste önceden hazırlanır. Bu kişiler sözlü olarak davet edilir. (Köy dışında
olanlara özel elçi gönderilir)
Uncu Kadın: Köyün bu işlerini yapan fakir kadınına, davet edilecek
kişilerin listesi verilir. Bu listedekilerin evlerine tek tek giden kadın, onlara
düğün davetini iletir. Bu arada onlar da ona genellikle un verirler. Böylece fakir
kadın da ihtiyacını karşılamış olur.
Saçılık (Çalgılı davet): Bu davet yöntemi salt düğün evine çok
yakın akraba ve çok samimi ailelere yapılır. Düğünün birinci günü çalgıları
düğün süresince idare edecek kişiye verilen listeye göre gençler tarafından
yöresel oyunlar oynanarak evlerin kapısına gidilir. Bu sırada davet edilen aile onore
edilmiş olur. Onlar da düğün evi için hazırlamış oldukları canlı hayvan, baklava
gibi hediyelerini verirler. Bu gelenek düğün süresince sürer. Bu yiyecekler,
düğünde yeneceklere katkıdır. (Bu sırada çalgıcılara para verilir)
Çeyiz Serme
Düğünden beş on gün önce, gelinin o güne kadar hazırlamış
olduğu kendi el emeği, göz nuru çeyizi, erkek evinden gelen ve kendi yakınlarınca
hediye edilenlerle birlikte sergilenir. Bu işlem yakınlarınca ve kız arkadaşlarınca
yapılır. Bu bir yerde kızın başarı derecesidir. Ne kadar çok, ne kadar güzel
çeyizi varsa, o kadar başarılı tamamlamıştır, yaşamının kızlık safhasını ve
o kadar başarılı olacaktır evliliğinde. Kadınlar ve kızlar arasında konuşulur
durulur çeyiz.
Çeyiz sermenin en önemli özelliklerinden biri, serildiği odanın
karşılıklı köşelerinden î gelecek şekilde iplerin tavandan gerilmesi ve bu ipler
üzerine işlenmiş yemeni kreplerin aşılmasıdır.
Çeyiz düğünün bir gün öncesine kadar (genellikle perşembe) serili
kalır. Düğünden bir gün önce çeyiz, özenle toplanır ve erkek evinden gönderilen
bir arabaya yüklenir. Bu işlem, çeyiz odasından arabaya kadar yakınların eşyaları
elden ele vermeleri yöntemiyle yapılır. Bu olayın bazen düğünün ikinci günü veya
son gününde yapıldığı olur.
Çeyiz alma sırasında gelinin erkek kardeşi (yoksa en yakın akraba
erkek çocuğu) gelinin çeyiz sandığı üzerine oturur. Damadın babası veya onun
yerine görevlendirilmiş kişiden para hediyesini almadan çeyiz sandığını vermez.
Kına Gecesi
Düğün törenlerinin başladığı bir veya ikinci j gecesi, gelin
evinde yapılan bir eğlencedir.
Erkek evi yakınsa, erkek evinden de katılmalar olabilir.
Erkek evinden çalgıların eşliğinde oyunlar oynanarak kız evine kına
götürülür. Önceleri yalnızca kadınlar arasında yapılan bu eğlence günümüzde
erkeklerin de bulunduğu toplulukta yapılabilmektedir.
Kına genç kızlarımızca karılır ve kına elbiselerini giymiş gelin,
topluluğun bulunduğu yere kırmızı bir kreple örtülü olarak darbuka veya daire
çalınarak (ellerinde mumlar olur) yöresel maniler ve türküler söylenerek getirilir.
Varın çağrın annesini (anasını)
Varın çağrın annesini (anasını)
Vuralım mı kınasını
Vuralım mı kınasını
Kara kazan susuz kaldı
Kara kazan susuz kaldı
Ellerimiz kızsız kaldı
Evlerimiz kızsız kaldı
Vurun gelinin kınasını
Ağlatmayın anasını
Anası der, ben kıyamam
Evladıma ben doyamam
Gidin çağrın babasını
Gidin çağrın babasını
Vuralım mı kınasını
Vuralım mı kınasını
Babası der, ben kıyamam
Evladıma ben doyamam.
Yüksek evler sessiz kaldı
Ana-baba kızsız kaldı
Gidin çağrın kardeşini (kardaşını)
Gidin çağrın kardeşini (kardaşını)
Vuralım mı kınasını,
Vuralım mı kınasını,
Kardeşi der ben kıyamam
Kardeşime ben doyamam.
Bu atmosferde yapılan kına işlemi sırasında kırmızı krep altında
gelin ağlatılmış olur. Gelin için söylenen "Hem ağlarım, hem giderim"
sözü, sanırız burada gerçek anlamını bulmaktadır. Bu bölümdeki türküler gelini
ağlatmak, baba evinden kesin ayrılışı gerçeğini vurgulamak için bilhassa
seçilmiştir.
Kına vurma işlemi şöyle yapılır: Gelinin sağ el ve sol ayağına,
sol el ve sağ ayağına (çapraz şekilde) olmak üzere bir kız ve gelinin yengesi
vururlar. Yengesinin kocası ölmüşse, bu kına vurma işlemini yapamaz (dul kadın
kına vuramaz).
Kına vurma olayı bittiğinde, gelinin yüzü açılır ve eğlenceler
başlar. Eğer erkeklerin de bulunduğu bir topluluksa diğer çalgılarla devam edilir.
(Kına vurma olayı kadınların çaldığı darbuka veya daire ile gerçekleştirilir.)
Bu eğlenceler sırasında, oyunda başı çeken gelinin görümcesi
kaynananın yemenisini (şami-mafes) alarak bir müddet oynar ve yakar. Oyunun bir
bölümünde kınanın karıldığı testi kaynananın ayakları dibinde kırılır.
Bu arada gelinin kız arkadaşları da kendilerine kına vururlar.
Gelinin kız arkadaşları çeşitli oyun ve muzipliklerle (arap
olmak-erkek kıyafetleri giymek gibi) az önce ağlattıkları gelini, güldürmeye
çalışırlar. Bunlar gelinin mutlu geleceğini dileyen adetlerdir.
Topluluk geç saatlerde dağıldıktan sonra, gelinin yakın arkadaşları
kendi evlerine gitmezler, o gece gelin evinde kalırlar ve sabaha kadar uyumazlar.
Genç Kızların Kısmetinin Açılması
Kına gecesinin sabahı, çok erken saatlerde (o gece kızlar zaten pek
uyumamışlardır) gelinle arkadaşları köyün içindeki tarihi çeşmeleri
dolaşırlar. Çeşme önüne gelin bozuk para atar. Arkasından gelen bekar arkadaşları
bu parayı bulurlarsa kendi kısmetlerinin de açılacağına inanırlar.
Gelinin eline verilen çorabın gelin tarafından sökülmesi ile bu
çorabınsökülmesi gibi onların da kısmetinin açılacağına inanılır.
Kızlar gelinin ayakkabısının altına isimlerini yazarlar, böylece
ayağını sürüyen gelin onların da kısmetinin açılmasını sağlayacaktır.
Gelinin duvağından tel alan kızlar, bu teli ne kadar kısa alırlarsa o
kadar çabuk evleneceğine inanırlar.
Takı
Gelin evinde kına gecesi veya gelin alayından bir gün önce (uzun
günlerde gelin alayı geldiği gün) yapılan bir adettir.
Gelin, evinin bahçesindeki alayın ortasına oturtulur. Akrabaları veya yakınları
tarafından gönderilen (verilen) hediyeler, bu işleri yapabilen bir kadın
(çığırtkan) tarafından, herkesin görebileceği bir şekilde havaya kaldırılarak ve
kimden olduğu söylenerek gösterilir. Gelinin yanıbaşında bırakılarak kalır.
Bunlar, altın, para, canlı hayvan, ev eşyası gibi hediyelerdir. Daha sonra bu
hediyeler çeyizle birlikte gelinin yeni evine gönderilirler.
Damat Traşı
Damat evinde uygulanan bir adettir.
Düğünün son günü sabahı, damat yanında erkek arkadaşları ile
bekarlığında çok sevdiği, dolaştığı yerleri gezer. Daha sonra en çok hoşuna
giden bir su kenarında oturur. Buraya babası tarafından kestirilip hazırlanmış bir
koç ve yiyecek-içecekler gönderilir. Burada eğlenilir.
Daha sonra gelin alayı gidilmeden önce, erkek evinin önüne (bazı
yerlerde köyün meydanı olabilir) getirtilmiş berber damadın traşını yapar. Bu
sırada damadın traş havlusu üzerine akrabaları ve arkadaşları tarafından para
asılır. (Bu onun yeni kurduğu ilk yuvaya bir maddi katkıdır) Traşın ortasında,
damadın arkadaşları onu da oyuna kaldırırlar.
Traş bitince damat evin içine alınır. Damatlıklarını giyer.
Damadın saçları yakın akraba kadınlar tarafından esprilerle taranır ve bu sırada
omuzlarının üzerinden hediye, paralar atılır.
Bundan sonra, damat heyecanla gelin alayının gelişini bekler. Bu
sırada ona sağdıcı yardımcı olur, heyecanını yatıştırır ve gerdek sırasında
yapılacak işlemleri damada anlatır (bilgilendirir)
Kuşak Kuşama (Veda veya kızlık kuşağı)
Gelin evden (baba evinden) çıkmadan önce son olarak yapılan işlemdir.
Gelinin ailesi yakınları (köyün imamı da bulunabilir) toplanır. Babası veya imam
tarafından dua ile gelinin beline (gelinlik üzerinden) kırmızı kurdela bağlanır.
Buna veda kuşağı veya evden kız olarak ayrıklığını da simgelemesinden dolayı
kızlık kuşağı adı verilir.
Bundan sonra gezip tüm yakınları ile vedalaşarak, gelin arabasına
biner. (Gelin arabasına erkek kardeşi tarafından bindirilir).
Yastık Koşusu
Düğünün son günü, damat evinden gelin evine gidiş-dönüş yapılan
bir at yarışıdır. (Evler yakınsa başka bir mesafe tayin edilir) Hem köyün en
hünerli gencini, hem de en iyi atını belirlemek ve gelin alayının gelişini yakın
olduğunu damata müjdelemek için yapılır.
İlk varan at gelinin o akşam kullanacağı yastığı, ikinci varan at
ise lambayı alır ve erkek evine getirilir.
Damat tarafından bu kişilere çeşitli hediyeler verilir.
Koltuk
Damat evinin önüne (porta kapısına) gelip gelin arabasının önünde
genç kızlar türkü ve maniler söyleyerek oynarlar. Bu sırada söylenen türkülerden
biri şu isteği belirtir:
"Biz gelini vermeyiz kaynana oynamadan"
"Biz gelini vermeyiz görümce oynamadan"
Bunun üzerine kaynana ve görümce oynatılır.
Damat yanında sağdıcı ile evin kapısına çıkar. Damat sol eliyle,
içinde buğday, leblebi, şeker, akide şekeri, bozuk para vb. karışımı olan bir elek
tutmaktadır. Damat bu karışımdan sağ eliyle etrafına atarak ilerler. Gelin
arabasına geldiğinde bu eleği atar. Bekar delikanlılar kısmetleri açılması için
bu eleği kapışırlar. Bu sırada arabadan inen gelin damadın koluna girer, beraberce
alkışlar arasında eve doğru ilerlerler.
Evin dış kapısında, kaynana tarafından gelinin başında ekmek
kırılır, eşit atlatılarak dualar okunur. Gelinin baba evinden getirdiği ekmek
(bereket ekmeği) kırılarak dağıtılır.
Gelini içeriye bırakan damat tören süresince taşınan Türk
Bayrağını almak üzere dışarıya çıkar. Bayrağın yanına vardığında bayrağı
selamlayıp öper ve taşıyana bahşiş vererek alır. Dönüşünde cesaret vermek veya
şakalaşmak amacıyla sırtına yolunun etrafındakiler tarafından vurulacağından,
dönüsünü hızlı adımlarla yapar.
Gelinin yüzünü açan damat, gelinle birlikte (bu arada yüz
görümlüğü takmıştır ve odadan çıkışta elindeki mendil delikanlılarca
"kısmetim açılır" inancıyla kapışılmıştır) büyüklerin ellerini
öperler. Bu sırada eli öpülen yaşlılar onlara hediyeler verirler. Gelinle damat evin
balkonuna çıkarak oradaki yakınlarını selamlarlar.
Bazı yerlerde damat dışarıya sadece yakınları ile yatsı namazına
çıkar, bazı yerlerde ise akşam yemeğine kadar arkadaşları ile kahveye çıkar ve
lokum dağıtır.
Bazen damadın koltuk sırasında yaptığı elekten şeker vs.
karışımını atma işlemi, bazı yerlerde koltuk sonrası balkondan yapılır.
Bazen ise gelin arabasından inen gelin, kaynanasının el ve ayaklarını
öper, dışkapı önünde kaynana tarafından hazırlanan üzerine beyaz posteki
konulmuş kazana bindirilir. İki eline birer bardak şerbet verilir, koltukların birine
ekmek, birine Kuran konarak duvağı kaynana tarafından hazırlanmış, üzerine gelin
teli ve kırmızı kurdela sarılı oklava ile açılır. Ağzına bir parmak bal
çalınır ve işaret parmağına yağ sürülür. Gelin bu yağı içeriye girerken
kapının üst tahtasına sürer.
Gelinin Geçimli Olması
Gelin: Koltukta eve girerken dış kapının eşiğine ayağını
sürmeden sağ ayağı ile girmesi gerekir. Eşiğe ayağını sürerse geçimli olmaz.
Gelin kara kazan üzerine bindirilir. Kazanın üzerindeki beyaz posteki
ise mutlu olmasını simgeler. Gelinin ağzına bal çalınır, parmağına dış
kapının üstüne sürmesi için yağ sürülür.
Aret Dalı
Gelinin areti (kızlığındaki -kankardeş benzeri- en samimi arkadaşı)
tarafından hazırlanan bir dal (üzerine bolluk-bereket getirmesi amacıyla her türlü
bereket simgeleyen malzeme bağlanmıştır) gerdek odasına asılır. Bu ileriki
hayatlarında onlara mutluluk, bolluk dilemek içindir, (aret: ahretlik anlamındadır)
İmam Nikahı ve Gerdek
Damadın yakınlarının ve köy imamının katıldığı akşam
yemeğinde imam nikahı kıyılır, imam her ikisine de bu evliliğe rızaları olup
olmadığını üç defa sorar ve bir nikah hakkı (eşler arasında ve o günün
geçerine göre bir miktar) belirleyerek, rızalarını duyup nikahlarını kıyar.
Yatsı namazına damat yakınları ile birlikte gider ve dönüşünde eve
tekbirlerle getirilir. Eve geldiğinde gerdek odasının kapısı dışına konmuş
(madeni) leğene ayağıyla vurarak gelenin kendisi olduğunu geline belli eder ve
gerdeğe girer.
İlk Davet
Düğünden bir hafta sonra, gelinin ailesi, gelinle damadı yemeğe davet
ederler. Bu yemek evlilikleri hakkında ilk izlenimleri verir.
Bu yemek sırasında yenen baklavanın bilinmeyen bir filisinde altın
(günümüzde madeni para) vardır. Bu fili kime rastlarsa altın onun olur.
Bu davet sırasında damadın ayakkabıları saklanır. Damat
ayakkabılarını bulup verene hediye verir. (Bu hediyenin türü daha çok paradır)
Daha sonra diğer akrabaları ve yakınları da yeni çiftleri yemeğe
davet ederler.
DÜĞÜN TÖRENİ DIŞINDAKİ GELENEKLER
Askere Gidiş
Askere gidecek delikanlılar, yaklaşık bir ay süre önceden,
akrabaları, yakınları ve diğer askere gidecek gençlerin aileleri tarafından
sırasıyla yemeğe alınırlar. Bu yemekler sırasında gençlerin tümü biraraya
gelmiş olur.
Gençler gruplar halinde çeşitli yöresel oyunlar oynayarak zaman zaman
caddelerde veya kapalı yerlerde eğlenirler.
Askeri kıtaya teslim olmak için hareket gününün sabahı tüm gençler biraraya
toplanır. İmamın ve halkın duaları ile asker uğurlanır.
Çan Sallama-Koç katımı-(Seyirlik oyun)
Koç katımı zamanı, döllerin iyi olması için yapılır. Yakılan
büyük bir ateşin etrafına toplanır. Başına post bağlamış, sırtına post
giymiş, ayak ve ellerine post sarmış iki-üç kişi el ve ayaklarına çeşitli
büyüklükte çanlar bağlı olarak ateşin etrafına çıkarlar. Çeşitli oyunlar
oynarlar.
Halk İnançları
Gelin Karşılaması: İki gelin alayı karşılaştığında birbirine
yol vermezler. Yolu hangi gelin alayı daha geç kullanırsa o gelinin daha kötü
olacağına inanılır.
Hamilelik: Gerdekten önce, gerdek yatağında erkek çocuk
yuvarlatırlar. Böylece doğacak çocuğun erkek olacağına (soyun süreceğine)
inanılır.
Hamile iken saç kesilirse, doğacak çocuğun kısa ömürlü olacağına
inanılır.
Topluluk olarak konuşulurken aniden susulursa o anda doğum olduğuna
inanılır.
Yeni Doğan Çocuklar: Yeni doğan bebeğe üç ezan süt verilmez,
ahirette bu adla çağırılacağına inanılır (daha sonra adı değişse bile).
Zayıf, iştahsız çocuklar dolunay gecesi, aya doğru atılarak kilo
alacağına, iyi olacağına inanılır. Kız çocuklarına altı aylık olduğunda altı
ay kınası vurulur.
Çocuk yürümeye ilk başladığında yürümesinin düzgün olması
için adım çöreği yapılır. Çöreğin birinin içine para konur, bu para kime
çıkarsa o kişi çocuğa hediye alır.
Yeni doğan bebekler yalnız bırakılmaz.
Çocuğun ilk çıkan dişini ilk gören kişi, çocuğa hediye alır.
Lohusa: Lohusa kadınlar 40 gün birbirleri
ile görüştürülmez. Elde olmayan nedenlerle görüşürlerse birbirlerine çok ufak da
olsa (çengelli iğne gibi) birşeyler alıp verirler.
Lohusalar karşılaşınca çocuklarını birbirlerinden daha yükseğe
kaldırarak geçmeye çalışırlar.
Lohusa yalnız bırakılmaz. Şayet yalnız bırakılacaksa yatağın
yanına süpürge ve maşa konur.
Uğursuzluk: Kötü birşeyden bahsedilince onun kendi veya
yakınlarının başına gelmemesi için kulak memesi çekilerek parmakla sert bir cisme
(tahtaya) üç kere vurulur.
Soğan kabuğu yakılmaz, yakılırsa ölüm olur.
Cumartesi günü yorgan çarşaflanmaz, cuma günü çamaşır yıkanmaz.
Ayaklarını uzatarak oturan kadının kocası sığıtmaç olur.
Köpek çok ulursa uğursuzluktur.
Genç kızın çeyizinden evlenmeden birşeyin alınması uğursuzluktur.
Son ekmek yudumunu yemeden bırakanı sonradan eşi bırakır.
Sobaya soğuk havada arkası dönük durulunca havanın çok
bozulacağına inanılır.
Düz taban ayaklının uğursuzluğuna inanılır.
Hıdrellez (Hızır İlyas): Mayısın beşi akşamı başlayan
kutlamalar, altısı akşamına kadar sürer. Ateş yakılarak üzerinden atlanır.
O gece Hızır Kesesi denilen, kırmızı kadifeden yapılan ufak bir
keseye madeni para (eskiden altın) konur ve o gece gül dalına asılı bırakılır.
Madeni para (eskiden altın) sabah alınarak bir yıl boyunca cüzdanda taşınır.
Böylece yıl süresince cüzdandan hiç para eksilmeyeceğine (bolluk-bereket)
inanılır.
Hıdrellez sabahı kaynatma suyuna soğan kabuğu vb. atılarak ' boyalı
yumurtalar hazırlanır.
Mayısın beşinin akşamı kızlar üzerlerinden bir süs eşyasını bir
çömleğe koyarlar. Bu çömlek (martafal) akşam orada kalır. Ertesi sabah bu maddeler,
tek tek maniler okunarak çıkarılır. Her kız kendi parçasının çıkarılmasında
tek tek söylenen maniye göre kendi geleceği üzerine yorum yapar.
O gün boyunca genç kızlar çeşitli mahallelerde toplanırlar. Bir
kısmı sırasını beklerken, bir kısmı karşılıklı iki grup oluşturur. Gruplardan
biri yerinde dururken, diğeri her adımda bir hece (veya kelime) söyleyerek bir mani
süresince karşı grubun yanına gider ve geri gelir. Sonra sıra karşı grubundur. Bu
gidiş ve gelişlerde söylenen manilerin çoğu onları izleyen erkek grubuna hisler
belirtmek içindir. Bazen de çeşitli grupta halk manileri söylenmiş olur.
Silivri sahilinde gezersin
Ne boynunu bükersin
Doğru söyle sevdiğini
Hangimizi seversin
Silivrinin Limanı
Bulamadım dermanı
Dedim haydi giderim
Dedi değil zamanı
Ocak basında güğüm
Saçlarım düğüm düğüm
Samanlıkta istemem
Salonda isterim düğün
İki duvar arası
Buldum Yunan parası
Alipaşa kızları
Dokuz motor parası
Ey üvezi üvezi
Ben severim güvezi
Benim sevdiğim oğlan
Silivri'de baş terzi
Hıdrellez günü sabahı sağılan süt ve yapılan yoğurtlar, fakir
halka bedava olarak dağıtılır.
Çobanlar o yılın kuzusundan köy delikanlılarına hediye ederler.
O gün piknik düzenlenir.
Harman ve Tarla Çalışmaları: Harman ve tarla çalışmalarında işin
zorluğunu unutturmak ve zamanın daha çabuk geçmesini sağlamak (bazen de kız-erkek
haberleşmesi) amacıyla çeşitli mani ve türküler söylenir. Karşılıklı harman ve
tarlalarda çalışan kızları, birbirleriyle mani yarışması yapar sanırsınız.
Karşı karşı duralım
Telefonu kuralını
Aramızda tarla var
Biz nasıl konuşalım
Sekiz sekiz onaltı
Burası kavak altı
Düzelt oğlan şapkanı
Bozarım fiyakanı
Elimdeki biberi
Eke eke giderim
Yolladığın mektuba
Çok teşekkür ederim
Şu dereyi bölen var
Bu sevdadan ölen var
İnkar etme sevdiğim
Her yerde gören var
O mevsimin son hasadı alındığı gün, bu eğlenceler doruk noktasına
varır. O gün için daha özel yemekler (kırçma) hazırlanır ve Patrona vb. oyunlar
oynanarak o mevsimin hasadını toplama sevinci (coşkusu) yaşanır.
Kış Girimi ve Kış Eğlenceleri
Büyük kış girimi kabul edilen 5-6-7 Ocak günleri evlerde mısır ve
kabak tatlısı kaynatılır. O günlerin sabahında eve ilk gelen (aile fertleri
dışındaki) kişi kuluçka tavuk gibi ses çıkarır. Bu kişiye pişirilenlerden
verilir. Gelenin kadın (dişi) olması tercih edilir. Gelen kadınsa, o seneki
piliçlerin çoğunun tavuk olacağına, bol olacağına inanılır.
Uzun kış geceleri erkekler, toplandıkları odada uzun sohbet ve
eğlencelerine yiyecek temini için çeşitli kılıklara girerek (kolları ile
bacaklarına çeşitli boyda çanlar takarlar), evleri dolaşırlar. İçlerinden birinde
boş bir çuval vardır. Gidilen evlerden verilen yiyecekler, bu çuvala konur ve
toplanılan odaya dönülür. Gece boyunca eğlenirken bunlar yenilir, içilir.
Bereket-Uğur: Yemek yenirken, sonra üstüne gelen kişiyi kaynanasının
çok sevdiğine inanılır.
Hıdrellez günü ineklerin sütü yoksulları dağıtılır. Bereketinin
artacağına inanılır.
Gök gürültüsü sırasında ambara vurularak "dol bereket
dol" elenerek bereketin artacağına inanılır.
Hıdrellez gecesi ufak bir kırmızı kadire keseye para konulup gül
dalına asılır, sabah o kese alınıp cüzdanda yıl boyunca taşınırsa paranın bol
olacağına inanılır.
Düğünde yağmur yağarsa o gelinin bereketli olduğuna inanılır.
Nazar: Nazardan korunmak için mavi boncuk taşınır.
Mavi gözlü insanın nazarının değdiğine inanılır.
Kişi kendi nazarının başkasına değmemesi için iki gözü ile birden
kendi burnunun ucuna bakar.
Nazara karşı kurşun dökülür.
Hayvanlar nazara karşı, okutulan bir yumurtanın ahırda saklanması ile
korunur.
Beddua (Kötülük): Bedduanın uğursuzluk getirdiğine inanılır. En
kötüsü de anne, baba ve mazlum bedduasıdır. Bedduadan herkes sakınır.
Kısmet Kapama ve Açılması: İki bebek kırkı dolmadan yanyana
gelirlerse kırkları karışır ve kısmetleri kapanır.
Kapının eşiğinde oturanın kısmeti kapanır.
Ezan okunurken ellerini kenetleyen kızın kısmeti kapanır.
Ezan doğmadan kapı açılırsa kısmet açılır.
Evlenecek kızın ayakkabısının altına isim yazılırsa ismi yazılan
kızın kısmeti açılır.
Kazadan Korunma: Kazadan önce (kaza olmasın diye) dilenen kişinin
başının üzerinden un-tuz dolaştırılarak "başının gözünün sadakası olsun
denilir ve bir fakire verilir. Aynı olay kazadan sonra da yapılır.
Cenaze: Cenaze evine gelenin çıkardığı ayakkabılar çevrilmez.
Cenaze evinde el öpülmez.
Cenaze evinde gidene güle güle denilmez.
Cenaze evi o gün süpürülmez.
Cenaze önünde yürüyen imam geriye dönüp bakamaz, baktığı an
tekrar ölüm olacağına inanılır. Gelinin ve Damadın Uyumlu Olması:
Damat gelinin evine ilk geldiğinde oturacağı minderin altına uyumlu
olması için eşek yuları konur. Damat farkederse o mindere oturmaz.
Gelin ilk geldiği gün karakazan üzerine oturtulur, evde uyumlu olarak
uzun süre geçinmesi umulur.
Misafir: Rastgele atılan veya düşen bir şey (kibrit gibi) ters
dönerse misafir geleceğine inanılır.
Yürüyebilen bir kişi emeklerse misafir geleceğine inanılır.
Cin Çarpması: Gece tırnak kesilmez. Gece ayna karşısına geçip
süslenilmez.
Bulaşık suyunun üstüne basılmaz, üstünden atlanılmaz.
Yemek yerken şarkı söylenmez.
Halk Hekimliği
Gece Yanığı: Rahatsızlık vücutta çıkan sivilceler, gündüzleri
kızarıklar şeklindedir. Geceleri büyük yara açılarak ağrı verirler. Uygulanan
tedavi yöntemi akşam güneşi batmak üzere iken hayvan gübresi yığını üzerine
boş bir un çuvalı üzerine hasta çıkarılır. İşin ustası yığın tepesinden
"okuyarak", çuvalla birlikte ""hastayı çekerken, her çekişte üç
defa olmak üzere kenardan bir diğer kişi hastaya "ne Çekiyorsun?" diye
sorar, hasta cevap olarak Gece yanığını" der ve bu çekiş günde 3 olmak üzere
üç gün uygulanır. Her seans sonunda hasta arkasına bakmadan ve konuşmadan evine
gider.
Baş Yarılması: Özellikle
çocukların başına çok sık gelen bu olayda ağızda çiğnenmiş ekmek konur, 11-12
saat bekletilir. Baş şişmelerinde ise, şiş yere eskimiş (ekşi) hamur konur ve 13-14
saat bekletilir.
Romatizma: Ayaklar kuma gömülür. Hayvan gübresinin içine sokulur.
Ağrıyan yere sülük yapıştırılır.
Dolama: Korda pişirilen soğan ılık bir durumda iken
sarılır. Bir gece bekletilir ve ertesi gün içindeki irin akıtılır.
Arpacık: Ailenin son erkek çocuğu arpa ile üzerine
sürterek üç gün (her gün bir kez) dua okur.
Nazar: Nazar değmesin diye nazar boncuğu takılır. Kor
veya kızgın kurşun başından bir kap suya atılarak dağıtılır. Tedbir için iki
göz ile birden burnun ucuna bakılır.
Büyü: Genellikle muska yapılıp taşınır.
Sıtma: Hasta korkutulur.
Karınağrısı: Sarımsak sapı, sirke ile kaynatılır.
İçine un ve çok miktarda kül atılır, soğuyunca bir beze sarılarak üzerine yağ
konur, karın üstüne bağlanır. At arabası ile taşlı yoldan geçilerek kuvvetli
sarsılması sağlanır. Mürver adındaki kötü kokulu bir bitki yağla
karıştırılıp bir iki elamla içilir.
Sinir (Delilik): Bileklerine kınnap (ince ip) bağlanıp
okunur.
Kesik: Üzerine örümcek ağı konur. Üzerine sigara
izmariti veya tütün konur.
Zehirlenme: Yoğurt yedirilir (sarımsağı bol).
Çıban: Akça ağaç kabuğu yakılır, külü ince
elekten geçirilir ve tükürükle hamur haline getirilerek çıban üzerine bağlanır.
Sarılık: Dil altı kesilerek kan akıtılır.
Vücut Kırgınlığı: Adaçayı içirilir. Vücut
ispirto ile ovulur. Vücut ispirto, limon, aspirin karışımı ile ovulur. Ihlamur
kaynatılır içilir.
Şarbon (Dalak): Kara enser (büyük ağaç çivisi)
ateşte ısıtılır ve üzeri yakılır. Daha sonra üzerine göztaşı sürülür.
Mide Bulantısı: Nane limon kaynatılır, içilir.
Midede meydana gelen yanma için bal şerbeti içilir.
İshal: Kahve ile koruk karıştırılarak içilir. Kahve
üzerine limon suyu dökülür ve karıştırılarak içilir.
Böcek Sokmaları: Arının soktuğu yere çamur
sürülür.
Ateş Düşürmek İçin: Sirkeli bez alna konur. Aspirin
limonla eritilir ve vücuda sürülür.
Siğil: Olmamış incir koparılarak ucundan çıkan
süte benzer sıvı siğilin üzerine f sürülür. Atın ağzından akan salya
sürülür. Sıcak kaçamak (yemek çeşidi) içine siğilin kısmı sokulur.
Kırık ve Çıkıklar İçin: Siyah tavuk hiç
temizlenmeden ezilerek üzerine bağlanır ve 10 gün kadar bekletilir. Yumurta akı
üzerine sarılır.
Burkulma: Tuzla soğan ezilerek bağlanır, ağrıyan
bölge üzerine yumurta kırılır, yumurtanın sarısı nerede dağılırsa orası
burkulan yerdir. Yumurta sarısının yerine kül katılarak sarılır ve bağlanır.
Kabakulak: Kepek veya aşurelik buğday kaynatılır,
soğuyunca üzerine zeytinyağı damlatılarak bir gece şişen yere bağlanır.
Egzama: Kirpi eti yenilir.
Ezik: Ezik yere et sarılır. Ekmekle şeker çiğnenerek
ezik yere konur. Zeytin çekirdeği çıkarılır, soğan kabuğu ve tuz ile beraber
ezilir, ezik yere bağlanarak 8-10 saat bekletilir.
Köstebek (Adenit tüberküloz): Çene altında ve
boyunda iltihap ve şişliklere denir. Bu hastalığa yakalanan birkaç tane yumurta
alarak bu işten anladığını söyleyen şahsa verir, yumurtaları okutturur, arkasına
bakmadan bir mezarlığa götürür, bu yumurtaları gömer. Ondan sonra hastalığının
geçeceğine inanarak bekler (tabii hiçbir şey olmaz).
Yorgaca: Halk arasında boğmayaca yorgaca ismi verilir.
Klina: Sistit, yani idrar zorluğuna verilen isimdir.
Semelemek veya Semelenmek: Zehirlenme karşılığında
kullanılan bir terimdir.
Halk Mutfağı
ÇORBALAR
Düğün Çorbası
Malzemesi (4 kişilik):
2 tavuk ciğeri
1 fincan pirinç
l kaşık salça, tuz
6 bardak et suyu veya su
Hazırlanışı: Tavuk ciğeri tereyağı ile kavrulur,
üzerine salça ve etsuyu ilave edilir, 15-20 dakika kaynadıktan sonra pirinç konur, 10
dakika pirinç ile birlikte kaynadıktan sonra indirmeden önce yumurta ve limon ile
terbiye edilir.
Ovamaç
Malzemesi (4 kişilik):
4 bardak su
l çay kaşığı tuz
l bardak un
250 gr. iç yağlı et
2 kaşık tereyağı
Hazırlanışı: Su ateşte kaynatılır. Kaynayan bu
suya un yavaş yavaş karıştırılarak yedirilir. Bir kaşık tuz ilave edilerek
koyulaşıncaya kadar kaynatılır. Üzerine tereyağı ile et kavrulur. Kırmızı biber
ilave edilir.
Yumurta Çorbası
Malzemesi (4 kişilik):
4 yumurta
1/2 liltre süt
1 kaşık tereyağ
1 Çay kaşığı tuz ve kırınızı biber
Hazırlanışı: 4 yumurta bir kap içinde haşlanır.
Bir yanda tereyağ tavaya konur, kızdırılır. Biraz soğuduktan sonra biber atılır,
üzerine tuz ve süt ilave edilir, bir müddet kaynatılır. Haşlanmış yumurtalar
dörde bölünerek kaynayan sütün içine ilave edilir, beş dakika sonra ateşten
indirilir.
Kesme Çorbası
Malzemesi (4 kişilik):
1 yumurta
l baş soğan
1 kaşık salça
1 kaşık tereyağ
1/2 bardak un
1 litre su veya etsuyu
Hazırlanışı: 1 yumurta ile un karıştırılır, ufak
bir hamur tutulur (hamur biraz sert olmalı). Tutulan hamur oklava ile yarım cm.
kalınlığında açılır, açılan yufkalar küçük küçük kıymıklar halinde
kesilir, fazla unların düşmesi için elekten geçirilir. Diğer yanda bir tencerede
yağ ile çok ince kıyılmış bir baş soğan kavrulur. Salçası ve suyu ilave edilir,
su kaynamaya başlayınca kıyılmış kesmeler içine atılır. İsteğe göre bir
kaşık veya daha fazla yoğurt ilave edilerek yenir.
HAMUR İŞLERİ
Ekmek
Malzemesi:
Ekmek mayası (ekşimiş hamur)
Biraz un
Su ve tuz
Hazırlanışı: Daha önceden ayrılmış küçük maya
sıcak su ile çoğaltılır. Bir tencerede su ısıtılır, elenmiş un bir tepsiye
konur. İçine maya ve tuz ilave edilerek ısıtılmış su ile yoğrulur. Yoğurulan bu
hamur 1-2 saat süresince kabarmaya bırakılır. Bu süre sonunda hamur ekmek
büyüklüğünde parçalara ayrılır, temiz bir bez üzerine unserpilerek ekmek
kıvamına gelmiş hamur üzerine konur, yarım saat kadar da bu bez üzerinde
bekletildikten sonra kızgın fırına konur. 35-40 dakika sonra pişmiş olarak
fırından alınır.
Kenarlı Pide
Malzemesi:
1 kilo un
1 tavuk
l baş soğan, 2-3 tane yeşil biber, domates, tuz.
Hazırlanışı: Un su ile yoğrularak 8 tane ince, 4
tane kalın yufka açılır. Kalın yufkalar tepsinin altına, ince yufkalar da kol kol
bükülerek tepsinin kenarlarına döşenir. Diğer taraftan bir tencerede içi
hazırlanır. Soğan domates ve biberler ince ince kıyılarak kavrulur. İçine
parçalanmış tavuk eti konulur. 1,5 kilo su ilave edilerek kaynamaya bırakılır. Et
piştiği zaman içine koyulaşması için biraz un çalınır. Hazırlanmış bu iç
tepsinin ortasına konur, yarım saat kadar pişmek üzere kızgın fırına verilir.
Dızmana
Hazırlanışı: Hazırlanmış ekmek hamurlarından
yumurta büyüklüğünde parçalar yuvarlatılarak kurabiye şeklinde tepsiye dizilir.
Üzeri yağlanır ve yumurta yoğurt karışımı sürülerek kızgın fırına verilir.
Pişince sıcak sıcak yenir.
Turta
Hazırlanışı: Bir miktar elenmiş una tuz, karbonat ve
sıcak su katılır. Bu arada çok yoğurulur. (Hamurun katı olması gerekir) Fırın
önceden yakılarak bol kor olması sağlanır. Turta hamuru, ocaktaki kor kenara
çekilerek kızgın fırına koymadan önce bıçakla birkaç delik açılır, sonra
üzerine sıcak kül örtülür, külün üzerine kor konur. 1 5-20 dakika sonra
çıkarılır.
Ispanak Böreği
Malzemesi:
1 kilo ıspanak
2 baş soğan
1 kaşık salça.
Hazırlanışı: Doğranan ıspanaklar iki baş soğan ve
salça ile kavrulur. 1 kilo un ve su ile hazırlanmış hamur 10 ufak yuvarlaklara
ayrılır. Oklava ile yufkalar açılır. 6 yufka üst üste konur, aralarına yağ
serpilir, bir tek yufka olarak genişletilir. Tepsinin altına döşenir ve bu döşenen
yufkanın üstüne hazırlanmış ıspanak içi dökülür, tekrar üzerine 4 yufka aynı
şekilde döşenir, biraz yağ serpilip fırına verilir.
SEBZE VE ET YEMEKLERİ
Buryan
Malzemesi:
1,5 kilo kuzu eti
1/2 kg. pirinç
10 tane taze soğan
2 çorba kaşığı margarin, tuz, nane
Hazırlanışı: Taze soğanlar küçük küçük
doğranır, yağ ilave edilerek tepsinin içinde hafifçe kavrulur. Pirinç yıkanıp
süzüldükten sonra tepsiye konur. Tepsiye yapışmayana kadar kavrulur. Ayrı bir yerde
iyice pişirdiğimiz kuzu eti üzerine konur, nane ekilir, 3 kase su ilave edilir, suyunu
çekene kadar
Kuru Bakla
Malzemesi:
1 kilo kuru bakla
1 baş kuru soğan
1 bardak sıvıyağ
Hazırlanışı: Bakla önceden ıslatılır. Yemek
yapılacağı zaman kabuğundan ayrılır. Diğer taraftan bir tencerede ince ince
kıyılmış soğan, salça ve yağla birlikte kavrulur. Daha sonra içine biraz sıcak su
ilave edilerek baklayla birlikte kaynatılır. Baklalar eridikten sonra ateşten
indirilir, tabaklara konur, üzerine kırınızı biberle yağ haşlanır.
Kaşa (Unçalma)
Malzemesi:
l baş soğan
250 gr. kıyma veya parça et
1 kaşık yağ
1 domates
l fincan un
Hazırlanışı: Soğan ince ince doğranır, yağ ile
birlikte biraz kavrulur. Üzerine domates rendelenerek biraz daha çiğ olarak konularak
biraz pişmeye bırakılır. Üzerine su ilave edilir. 20 dakika piştikten sonra içine
bir fincan un çalınır, yemek koyulaşıncaya ateşten indirilir. Üzerine nane ekilir.
Papara
Malzemesi:
Kaynatılmış 7 litre su 1/2 ekmek (bayat)
Hazırlanışı: Kaynatılmış su bir kaba doğranmış
bayat ekmeklerin üzerine dökülür, tereyağ ile haşlanmış kırmızı biber ilave
edilerek yenir. Basit ve zaman almayan bayat ekmeklerin değerlendirilmesini sağlayan bir
yemek Çeşididir.
Borani
Malzemesi:
1 kilo ıspanak
2 baş soğan
1 kaşık salça
1 fincan pirinç
Hazırlanışı: İki baş soğan salça ile yağda
kavrulur. Doğranmış ıspanak içine atılır, biraz daha kavrulur. Bir bardak su ile
bir fincan pirinç ilave edilerek 5-10 dakika kaynatıldıktan sonra ateşten indirilir,
sade ve yoğurtla yenir.
Öşmerim
Malzemesi:
l,5 kg. mısır unu
0.5 litre zeytinyağı
2 litre su
3 kilo yoğurt
Hazırlanışı: Yağ iyice kızdırıldıktan sonra
mısır unu koyulur. Kavrulmuş un su ile yavaş yavaş karıştırılarak pişirilir.
Soğuduktan sonra içine yoğurt atılarak servis yapılır.
Mısır Unundan Kaçamak
Malzemesi:
1 kilo mısır unu
2 kilo su
3 kaşık yağ
1 kg. yağsız et
Hazırlanışı: Bir tencerede su kaynatılır,
içine mısır unu ilave edilir. 40-45 dakika kadar karıştırılarak pişirilir .diğer
tarafta yağ tavada kızdırılır. Varsa et, et yoksa kaçamaktan alınan küçük
parçalar yağda kızdırılıp pişen kaçamağın üstüne dökülür.
Yoğurt
Kaynak: Köprülü Yoğurdu (İnanç Köprülü)
Malzemesi: Süt
Hazırlanışı: Sütün yağ durumu kontrol edilir ve
patiska bezlerden süzülür. Kazanda kaynatılır. Bu kaynama sırasında bir örnek
alınarak prova tavalarında denenir. 85-90 derece sıcaklığa ulaştığında ocak
söndürülür. Kaynamış süt yoğurt yapılacak kaplara acele olarak dökülür. Bu
kaplar mangal kömürü ile özel yerlerde bir daha ısıtılır. Bu işlem yoğurdun
kaymak tutmasını sağlar. Bu sırada mayalanma ısısına gelen süte maya katılır.
Azami 4 saat sonra üzerindeki örtü alınır ve soğuması için bulunduğu yer
havalandırılır.
BALIK YEMEKLERİ
Balık Buğulama
Malzemesi:
l büyük balık
l soyulmuş domates
2-3 yeşil biber
Biraz maydanoz, biraz defne yaprağı
1 kaşık salça, tuz, karabiber
Tereyağ veya margarin
Hazırlanışı: Balık kılçıklı olacaksa takoz,
kılçıksız olacaksa fileto şeklinde kesilerek tepsiye dizilir. Domates, biber, soğan
ince ince doğranıp üstüne konulur. Limon dilim dilim edilerek maydanoz ve defne
yaprakları ile birlikte üstüne konulur, biraz su ve salça ilave edilerek fırına
verilir. Piştikten sonra 5 dakika bekletip üstüne kaşar peynir rendelenir.
Lüfer-Uskumru Dolma
Malzemesi:
l Lüfer veya uskumru
1 baş soğan
1 domates
Biraz maydanoz, biraz tuz ve karabiber
Hazırlanışı: Soğan, maydanoz, domates, karabiber,
tuz birbirine karıştırılıp suyunu sıkıp balığın içine doldurulup pişirilir,
dökülmemesi için kürdanla tutturulup ızgaraya konur, böylece pişirilir.
Tekir Kağıtta
Malzemesi:
1 kilo tekir
2 domates
100 gr. tereyağ
1 demet maydanoz
Biraz defne yaprağı, karabiber, tuz
Hazırlanışı: Yağlı kağıdın üzerine balıklar
konulur. Balıkların üzerine domates, maydanoz, defne yaprağı konulup, biraz
tereyağı ilave edilerek kapanır, ızgaraya konulup pişirilir.
TURŞULAR
Karışık Turşu
Malzemesi:
2 kilo yeşil domates
1 kilo yeşil biber
1 kilo havuç
1 ufak lahana
2 kepçe yağ, iki kepçe sirke
Bolca tuz
5-6 diş sarımsak
Kereviz yaprağı
Hazırlanışı: Domates, biber, havuç ve lahanalar
küçük küçük doğranır, kereviz yaprakları doğranarak içine konur. Tüm bu
karışım turşu küpünün içine konulur, üzerine çıkacak şekilde bolca tuzlu su
konur, yağ ve sirkesi ilave edilir, sarımsakları doğranır, çok güzel
karıştırılarak küpün ağzı sıkıca kapanır. Bir ay bekletildikten sonra turşu
yenmeye hazır olur.
Kelek Turşusu
Malzemesi:
Birkaç kilo kelek
Tuz ve su
Hazırlanışı: Kelekler temizce yıkandıktan sonra
bıçak ucu ile üstlerinden birkaç delik açılır. Hazırlanmış tuzlu suyun içine
konur. Turşu küpünün ağzı güzelce kapatılır, olması için 20 gün bekletilir.
TATLILAR
Pandispanya
Malzemesi:
20 yumurta
20 kaşık şeker
20 kaşık nişasta veya pirinç unu
Şerbeti için: l kilo şeker
1/2 kilo su
Hazırlanışı: Yumurta ile şeker karıştırılıp
çırpılır. Şeker ve yumurta belli bir kıvama çeldikten sonra nişasta veya pirinç
unu karıştırılıp tepsiye konur. Diğer tarafta hazırlanmış şerbet pişmiş olan
tatlının üstüne dökülür. Tatlı sıcaksa şerbet soğuk, şerbet sıcaksa
tatlının soğuk olması gerekir.
Baklava
Malzemesi:
1 kg. un
5 yumurta
l bardak sıvıyağ
100 gr. dövülmüş ceviz
Şerbeti için: l kilo şeker l kilo su
Hazırlanışı: Un elenir, içine yumurtalar kırılır.
Bir bardak yağ ve su ilave edilerek yoğurulur. Yoğurulmuş hamur 1 saat dinlendirilir.
Daha sonra bu hamurdan 30-40 kadar çok ince kurutulmuş yufkalar açılır, yufkalar
ayrı ayrı serilerek biraz kurutulur. Kurutulmuş bu yufkalar tepsiye döşenmek üzere
alınır. 5-6 yufkada bir aralarına dövülmüş ceviz ve tereyağı serpilerek
döşenir. Döşendikten sonra keskin bir bıçakla fililere ayrılır, kızgın fırına
pişmek üzere konur. Fırından çıkan baklava üzerine diğer tarafta hazırlanmış
şerbet soğuk olarak dökülür. Eğer baklava soğuk ise şerbet sıcak dökülmelidir.
Kırçma Tatlısı
Hazırlanışı: Çiftçiler tarlada mahsûlü
kaldırdıktan sonra bu olayı kutlamak için kendilerine bir ziyafet çekerlerdi. Bu
olaya Kırçma denilmektedir. Bu ziyafette en fazla göze batan yemek tatlılardır,
tatlı olduğundan buna kırçma tatlısı da denilmektedir. Fakir halk kırçma
tatlısını ekmek parçalarını küçük küçük doğrayıp tereyağında kızartıp,
üzerine şerbet dökerek, daha zengin halk ise tel kadayıfı, irmik helvası ve baklava
yaparak kutlarlardı.
Silivri Yöresi Halkının Ağızdan Ağıza Yaşattığı Kültür
Unsurları
YÖRESEL İSİM VE KELİME ANLAMLARI:
Ürke veya ürküş :Rukiye
Havaş : Havva
Ducluş : Dudu
Usiyin : Hüseyin
Asan : Hasan
Mirem : Meryem
Miyase : Müesser
Caro : Galip
Paşo : Paşa
Iğmadı : Gelişmedi (kendine gelemedi) şifa bulamadı, olmadı gitti.
Adamhk : İyi gün için, bayram için
Keleme : Bakımsız (kıraç) tarla, toprak
… be : Ünlem belirtir
Çevre : Patiskadan yapılmış yöresel işli baş bağı
YÖRESEL MANİLERDEN ÖRNEKLER:
Elbisenin önü yok
Giyilecek yeri yok
Yarim beni alıyor
Götürecek yeri yok
Mendilimi uçıırdıum
Kavak yapraklarına
Ben yarimi bıraktım
Renden oynaklarına
Benim yarim çok güzel
Motosikletlerle gezer
Gözlükleri takınca
Zeki M üren 'e benzer
Ah adalı adalı
Evi yirmi odalı
Gençliğim zehir oldu
Seni tattım tadalı
Ah fenerli fenerli
Beli mavi kemerli
Aşk oyunundan görmedin
Senin kadar hünerli
Darbukanın derisi
Beni ister birisi
İsmini söyleyemem
Kılıçlılı kendisi
Entarimin gülleri
Yana bakıyor yana
Aret senin sevdiğin
Bana bakıyor bana
Silivri 'nin çarşısına
Gün vurur karşısına
İnsan gönül verir mi
Kapı dip komşusuna
Bayırlara aşamam
Beygirleri koşamam
Ver baba sevdiğime
Ölürüm de yaşamam
Beyaz yelek üstüne
Mavi düğme nazarlık
Ölüm var, ayrılık yok
Böyle yaptık pazarlık
Karşıdan atlı gelir
Elinde tatlı gelir
Oğlanın mektubu
Kızlara saklı gelir
Bana mektup yazarsan
Koy kibrit kutusuna
Bizim yoldan geçerken
At avlu ortasına
Kahvecinin elinde
Hem çaydanlık hem kaşık
Kahvecinin oğluna
Hem yanığım hem aşık
Elbisemin pilesi
Yatıdadır eklemesi
Sen git yarim askere
Bendedir beklemesi
Raftan aldım makası
Açtım gömlek yakası
Bizim camdan görünür
Yarin yatak odası
Anne bana grep al
Gri olsun solmasın
İlk yarimin annesi
Beğenmezse almasın
İn dereden dereye
Dereden dereye mi
Yarim bizim görüşmemiz
Seneden seneye mi
Bizim ayna taş ayna
Üstünde beş taş oyna
Bizim yoldan geçerken
Motoru yavaş hayda
Avlu dibinde kaşık
Kaynanam öldü yazık
Kaynanama üzülmem
Bir top kefene yazık
Fasulye kaynatırım
Toprak tenceresinde
Gel yarim konuşalım
Mutfak penceresinde
YÖREDE EN ÇOK KULLANILAN DEYİM VE ATASÖZLERİNDEN ÖRNEKLER:
On dönüm bostan, yan gel Osman
İki karıya yar olmayan, üçüncüye de yer olmaz
Ver ele sonra yan derdine
Yaptık yine bir cahillik, uyduk yine şeytana
Yaz deftere kalsın harman veresiyesine
Evin köşesi, odunun meşesi, kadının Ayşesi
Bu başımda bitmedik bir ot kaldı
Ortası ister ama, kenarları kol vermez
Arpalıkla keleme tarla bir değildir
Her çok azdan olur
Şap başka, şeker başka
At torbasından, kadın kocasından belli olur
Yemeği gösteren salça, kadını gösteren kalça, adamı gösteren
akçe
Tecrübe dilsiz hocadır
Sütle giren huy. canla çıkar
Ne doğrarsan çanağa, o gelir kaşığa
Kar ekinlerimizin yorganıdır
Tilki iki defa tuzağa düşmez
Ayı vurulmadan postu alınmaz
Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz
Kaynak : Her Yönüyle Silivri - Dr. Cemal KOZANOĞLU
|