Skip Navigation Links
Ana Sayfa
Coğrafya
Gelenek ve Göreneklerimiz
Tarihimiz
Resmi KurumlarExpand Resmi Kurumlar
Sivil Toplum KuruluşlarıExpand Sivil Toplum Kuruluşları
Fotoğraf Albümü
Skip Navigation LinksAna Sayfa : Silivri Tarihi
<March 2010>
SuMoTuWeThFrSa
28123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910
Önemli Telefonlar
İtfaiye 110
Polis 155
Hastane 7272100
Ambulans 112
Jandarma 156
Bilinmeyen Numaralar 118
Afet Yönetim Merkezi 728 28 84
SİLİVRİ
Yönetici Girişi

Site Tasarım
Murat SATIR

SİLİVRİ TARİHİ

1. Silivri Adı

Silivri adı ile ilgili antik ve güncel kaynaklarda birbirlerinden farklı bilgiler bulunmaktadır.Şehrin adı antik kaynaklar ve yazıtlarda bazen İyon lehçesiyle “Selübria, Selümbria, Selübrie” bazen de Dor lehçesiyle “Sahumbria” şeklinde yazılmaktadır. Güncel kaynaklarda daha çok “Selymbria” veya “Selybria” şekline de rastlanmaktadır. Bu ad Srabon’un şehrin mitolojik kurucusunun adı olarak bildirdiği “Selüs” (Silus, Silur, Silis) ismi ile Trak dilinde şehir anlamına gelen “bria” sözcüğünün birleşiminden ortaya çıkan “Selüs’ün Şehri ” nden gelmektedir. Bununla beraber M.Ö. 7. yüzyılda Yunanlı Komutan Silir tarafından “Silivria” adı ile kurulduğu iddia edilmektedir. Silivri’nin paraları üzerinde ise “Salü (m) brianoa” şeklinde görülmektedir.

Bizans İmparatoru Arkadius (377-408) Eudoxia ile evlenmesinden sonra eşini onurlandırmak amacıyla Silivri kalesini yaptırmış ve kentin ismini “Eudoxiapolis” olarak değiştirmiştir. Ancak Eudoxia halk tarafından pek fazla sevilmediği için ölümünden sonra kullanılmamış ve unutulmuştur

2. Silivri’nin Kuruluşu ve İlk Dönemleri

Silivri (Selymbria) şehri, bugünkü Silivri koyunun doğusunda bulunan 56 metre yüksekliğindeki dik ve sarp bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Zamanla bu tepenin etrafı surlarla çevrilip şehir geliştikten sonra surların dışına çıkmış ve yayılmıştır.

Silivri, Marmara Denizi (Propontis) kıyısında, bugünkü Selimpaşa (Bizans zamanındaki ismi Epivatos, Osmanlılar zamanındaki ismi Bigados)ve Marmara Ereğlisi (Perintos) arasındadır.Antik devirde Trakya, doğuda Karadeniz, güneyde Marmara Denizi ve Ege Denizi, batıda Nestos nehri, kuzeyde Tuna nehri ile çevrili bulunuyordu.Silivri (Selymbria)kenti de işte bu sınırlar içinde bulunmaktadır.

Höyüklerde yapılan araştırmalar ile Yunan ve Latin kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre Silivri (Selymbria) tarihinin prehistorik devirlere kadar indiği tespit edilmektedir.1956 yılında önce Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsünden D.H. French, sonra da 1962’de Şevket Aziz Kansu tarafından Silivri’nin 10 km batısında Kınalı mevkiinde, bir höyükte yapılan yüzey araştırmasında Geç Kalkolik Çağ’a ait bazı keramik parçaları elde edilmiştir. Bulunan keramik parçalarının Troia I. dönemine ait olduğu da kabul edilmektedir. Eğer bu görüş doğruysa Trakya’nın M.Ö. 3 bin yılında Troia ile akraba bir kültüre sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Kınalı’da üzeri baskı tekniğinde ip bezekli kaplara benzeyen bir kaba da rastlanılmıştır. Bu buluntular, ilk Tunç Çağı’nda Trakya’nın Kuzeybatı Anadolu kültürüyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Gerek Trakya’daki buluntuların ve gerekse Kınalı prehistorik keramiklerinin benzerlerine Anadolu’da ve Troia I’ de rastlanması bir kültür alışverişi olduğunu kanıtlamakta ve M.Ö. 3 bin yıla kadar inen yerleşim yerlerinin varlığını ispatlamaktadır.

Silivri (Selymbria) ve çevresinin 3.000 yılından M.Ö. 1.000 yılının ortalarına kadar geçen uzun süredeki tarihi hakkında hiçbir bilgi yoktur.Ancak M.Ö. 1200 yıllarından itibaren bu bölgeye Trakların yerleştiği kabul edilebilir. Selymbria ismindeki “bria” ekinin Trakia dilinde kent, şehir anlamına gelen bir ek olmasından yola çıkarak, Orta Yunanistan şehirlerinden Megara’nın kolonizasyonundan önce Selymbria’nın kurulduğu alanda bir erken Trak iskanı olduğu söylenebilir.

M.Ö. 750 ile 550 yılları arasında Yunanistan’da koloni hareketleri başladı ve özellikle gemicilikte ileri olan şehir devletleri Ege Denizi, Marmara Denizi, Boğazlar ve Karadeniz kıyılarında koloni şehirleri meydana getirdiler.Selymbria kenti de Yunanistan’ın İstmos bölgesinde bulunan Dor’lu Megara kenti tarafından kolonize edilmiştir. Megaralılar, İzmit yöresinde Astakos’u kuran Khalkedon’a (Kadıköy) karşılık Selymbria (Silivri) kentini meydana getirdiler.

Silivri’nin (Selymbria), M.Ö. 700 ve 680 arasında kurulduğu tahmin edilmektedir. Çünkü Bizantion, “Byzas” adında bir “Trakia”lı başkanın idaresi altında M.Ö. 660 yılında Megaralı kolonistler tarafından kurulduğu zaman, karşıda Kalhedon (M.Ö.680) ve Marmara Denizi (Propontis) kıyısındaki Selymbria’nın aynı kolonistler tarafından daha önceki tarihlerde kurulduğu bilinmektedir.

Silivri (Selymbria) liman ve kalesinin eski görünüşü.

3. Pers İmparatorluğu Devrinde Silivri.

M.Ö. 5. yy.da bütün Trakya, dolayısıyla da Silivri (Selymbria) Pers ve Peloponez savaşlarının sarsıntısına uğradı. Kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre; şehir önceleri Pers egemenliğine girmiştir. Pers İmparatorluğunun kurucusu Kyros M.Ö. 546 yılında Lidya Kralı Kroisos’u yenerek 545’te İyonya şehirlerini zaptetmek suretiyle bütün Anadolu’ya hakim ve dolayısıyla Traklarla komşu olmuştur. Persler, Boğazlardan gelebilecek herhangi, bir tehlikeyi önlemek amacıyla Dareios’un , (M.Ö. 521-486) önderliğinde 515’te İstanbul Boğazı’ ndan Trakya’ya geçerek batıya doğru ilerlemişlerdir.Perslerin eline geçen İyon şehirleri siyasal ve ekonomik bağımsızlıklarını kaybedince M.Ö. 500 yıllarında Miletos şehrinin önderliğinde ayaklanınca, ihtilal kısa zamanda bütün İyonya şehirlerine yayılmıştır.

Atina’nın desteğinden yoksun kalan İyonyalılar Hellespontos (Çanakkale Boğazı) üzerine gönderdikleri bir donanma ile başta Bizantion olmak üzere bölgenin bütün şehirlerinin ihtilale katılmasını sağladılar. Böylelikle isyan hareketi Marmara Bölgesi ve İstanbul Boğazı’ na kadar genişlemiş oldu. Silivri (Selymbria), büyük bir ihtimalle İyon ihtilaline katılmıştır. Çünkü Persler, İyonya ihtilalinin tepkileri sonunda Trakya’da sarsılmış olan egemenliklerini yeniden kuvvetlendirmek için M.Ö. 492’de Mardonius kumandasında bölgeye düzenledikleri sefer sonunda Silivri (Selymbria) gibi diğer bütün Trakya kıyı kentlerini işgal ettiler. Böylece Pers Savaşları’nda Perslerin kıyılardaki egemenliği Yunan üstünlüğüne son vermiş oluyordu

M.Ö. 478-477 yılında Atina, merkezi Yunan dünyasının kutsal adası olan Delos olmak üzere Attika Delos Deniz Birliği adını taşıyan siyasal bir birlik kurdu. Birliğin amacı, Perslere karşı sürekli mücadelede bulunmak; Trakya, Adalar ve Anadoludaki Yunan şehirlerinin bağımsızlığını sağlamak ve Perslerden intikam almaktı.

Atinalıların Trakya’yı Pers boyunduruğundan kurtarmak için M.Ö. 475'te yapmış oldukları ilk seferi Atinalı Kimon idare etmiş; Kimon bir donanma ile Trakya sahillerine çıkarak kıyıları Perslerin elinden kurtarmıştır. Daha sonra Atinalılar Rusya'dan ithal ettikleri hububat için büyük önemi olan Boğazlara bir sefer daha yapmışlar ve başta Byzantion olmak üzere aradaki şehirlerin Deniz Birliğine girmesini sağlamışlardır. Bu seferler sonunda Silivri’nin de (Selymbria) “Attika Delos Deniz Birliği”ne katıldığını ve birliğin bir üyesi olarak adının M.Ö. 451-450 yıllarından itibaren vergi listelerinde geçmeye başladığını görüyoruz. Peloponez Savaşlarının başlangıcında Ati­nalılar Trakya'nın kendileri için bir zahire ambarı olduğunu dikkate alarak Odrys Kralı Stialkes'le M.Ö. 431-430 yılında bir ittifak kurmuştur. Bu ittifakla Silivri (Selymbria) bir bağlılıktan kurtulmuştur. Böylelikle Pers Savaşlarının galibi olan Atinalılar Trakya sömürgelerini, siyasal egemenlikleri altına almış bulunuyorlardı.

Kaynaklarda Silivri (Selymbria) adı Atina ile Sparta arasında M.Ö. 431 yılında başlayan ve aralıksız 27 yıl süren Peloponez Savaşları’nın son evresinde birçok defalar söz konusu olmuştur. Peloponez Savaşları’nın ilk evresinde, Spartalılar Atinalıları maden ve kereste kaynaklarından yoksun bırakmak için, kıyılardaki Yunan sömürgelerine saldırıp onların Atina ile ilgilerini kestiler. Savaşın son yıllarında "Attika Delos Deniz Birliği"ne üye olan şehirlerin birlikten çıkarılmasından sonra Atina donanmasının başına geçen Alkibiades M.Ö. 410'da Spartalıların donanmasını Hellespontos’ta (Çanakkale Boğazı) yenerek sömürgeleri Sapartalılardan kurtarıp tekrar Atina'ya bağlamıştı. Bu arada bazı kaynaklar Silivri’yi de zaptettiğinden bahsederlerse de ancak Silivrililer Alkibiades’in ordusunun kente girmesine izin vermemiş, Atina ordusunu kendi topraklarından uzak tutmaya çalışmış ve onlara para yardımında bulunmuşlardı. Bundan bir müddet sonra M.Ö. 409 yılında Alkibiades, şehri zaptetmeyi başarmıştır. Fakat Silivri’nin otonomisini koruduğunu, bundan kısa bir zaman sonra da M.Ö. 408-407 yıllarında Atina ile bir birlik sözleşmesi ile bağımsızlığını Atina'ya para ödeyerek sağladığını görüyoruz. Bu anlaşmaya göre Silivri (Selymbria) Atina'yla bir ittifaka girmeyi üstleniyor ve bunun karşılığında Atina da Silivri’nin özerkliğini garanti ediyordu. Kent, Peloponez Savaşları’nın bitiminden kısa bir süre sonra, M.Ö. 403 yılında, Bizans'tan geri püskürtülüp Silivri’de (Selymbria) tutunmak isteyen Spartalı Klearkos'un idaresi altına girmiştir.

Silivri (Selymbria), daha sonraları “Onbinlerin Dönüşü” olayında tekrar ön plana çıkmıştır.M.Ö. 400 yılında Ksenofon, Onbinlerin kalıntısı ile Trakya'ya gelmiş, M.Ö. 399 yılında “Odrisler” in başında bulunan I. Seuthes, Trakya ordusu ile Silivri’de (Selymbria) ordugah kurmuş fakat Silivri halkı bunlara yiyecek ve para vererek şehirden uzak tutmuşlardır.

Peloponez Savaşları’nın bitiminden sonra, Atinalılar birlik olduğu ülkeleri Spartalıların saldırılarından korumak için M.Ö. 378-377 yılında “İkinci Attika Delos Deniz Birliği”ni kurmuştur. Atinalı Amiral Habrias M.Ö. 377-376 yılında Trakya kıyılarına yaptığı seferde Silivri'yi de bu ikinci birliğe katılmaya razı etmiştir. Silivri (Selymbria), M.Ö. 357 yılında Bizantium’la birlikte deniz birliğinden çıkmış ve birlikten ayrılmasından sonra Bizans’a bağlanmak zorunda kalmıştır.

4. Helenistik Dönemde Silivri

Makedonya Kralı II. Filip, M.Ö. 341 yılında Trakya'nın büyük bir bölümüne, Kral Kersobleptes'i tahtından indirerek sahip olmuş, böylece egemenliğini Karadeniz’e kadar uzatmıştı. Kralın “Çelenk Nutku”na eklenen bir mektupta Silivri’nin II. Filip tarafından kuşatıldığından söz edilmektedir. Ancak,Boğazlara göz diken II. Filip'in Perintos ve Bizantion’u kuşatması üzerine müttefikler bu şehirlerin yardımına koşmuşlar ve bunları Makedonyalıların elinden kurtarmışlardır (M.Ö. 340). Bu durumda iki şehir arasında bulunan Silivri’nin II. Filip tarafından ele geçirilmesi imkansız olarak görülmekte ise de müttefikler yardıma gelinceye kadar çok kısa bir sure işgal edilmiş olması da mümkündür.

II. Filip'in ölümünden sonra başa geçen Büyük İskender, taht kavgalarını önledikten sonra, bütün Yunanistan’ı egemenliği altına aldı ve M.Ö. 334'te Asya seferine başlamak üzere Çanakkale Boğazı’ndan Anadolu'ya geçti. Büyük İskender’in bu yolu takip etmesi Bizans’ı ve dolayısıyla Silivri’yi bir Makedon istilasından kurtardı. Aksi takdirde Büyük İskender’in Çanakkale Boğazı yerine İstanbul Boğazı’ndan Anadolu’ya geçmiş olsaydı, mutlaka Bizantion'u ve Silivri’yi istila etmiş olacaktı.

M.Ö. 280 yılında, Avrupa’nın batı bölgelerinde yaşayan Galatlar Aşağı Tuna ülkelerine ilerleyerek buraları istila etmeye başladılar. M.Ö. 278-277 yıllarında Galatların bir kolu Trakya’ya girerek İstanbul Boğazı üzerinden Anadolu'ya geçmiş ve Sakarya ile Kızılırmak arasıdaki bölgeye yerleşmişlerdi. Bu sefer sırasında Silivri ve Bizantion Galatlar tarafından yağmalanmıştı.

5. Roma İmparatorluğu Döneminde Silivri

Roma İmparatorluğu devrinde Silivri’den seyrek ola­rak söz edilmiştir. Romalı elçi Lucius Cor­nelius ile Kral Antiochos'un M.Ö. 166 yı­lında buluşma yeri olarak Silivri'ye geldiklerini biliyoruz. Roma çağındaki durumu hakkında pek fazla bir şey bilmediğimiz kentte, Roma devrine ait Trak süvari kabartması ile girlantlı bir lahit parçasının bulunmuş olması da Romalıların buraya gelmiş olduklarını kanıtlamaktadır.

Roma imparatoru Septimius Severus, İmparatorluğun doğu bölgesini ele geçirtmeye çalışan Pescennius Niger'i M.S. 193 yılında yenilgiye uğrattı. Bu çatışmada Niger'in yanında yer alan Bizantion halkını da kılıçtan geçirip kenti yağmaladı. Surların hepsini yıktırdı. Bu çatışmada Silivri tarafsız kaldığı için bu yağma faaliyetinden kurtuldu. Septimius Severus Bizantion'u bir merkez olmaktan çıkararak Perintos'a (Marmara Ereğlisi) bağladı. İstanbul’un bütün surlarını yıktıran Septimius Severus şehri daha sonra geniş ve yüksek surla çevirmiştir. Ayrıca kuşatma sırasında harap olan Bizantion şehrini de tekrar imar ettirmiştir. Helenistik ve Roma dönemlerine ait kültür belgeleri, zaman zaman Silivri’nin içinde ve çevre köylerde bulunan, genellikle cenaze ziyafeti sahnesi kabartmalı mezar stelleri, yazıtlar ve altın paralardır.

6. Bizans İmparatorluğu Döneminde Silivri

Diocletianus'un yerine gecen Büyük Constantinus (306-337), Doğu İmparatorluğu’nda birliği sağladı ve hükümet merkezini Nikomedia'dan Bizantion'a taşıdı. Bizantion 11 Mayıs 330'da büyük bir törenle başşehir olarak ilan edildi ve şehir Konstantinopolis adını aldı. Silivri, Konstantinopolis'in kurulmasıyla imparatorluk baş şehrinin etki alanı içine girdi. Bundan sonra Silivri, bir Bizans kenti olarak, Türkler tarafından alınıncaya kadar varlığını sürdürdü.

İmparatorluğun Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldığı 395 yılından itibaren İstanbul ve Silivri’nin Türkler tarafından fethedilene kadar çeşitli kavimler tarafından istilaya uğradıkları görülmektedir. İlk olarak Alarik komutasında Batı Gotları İstanbul’a saldırdılar. Bu arada Silivri'yi de muhasara ettiler. Ancak kenti ele geçiremeden Balkanlara geri döndüler. Böylece Silivri bir tehlikeden daha kurtulmuş oldu.

Avrupa’da bulunan kavimlerin Bizans döneminde İstanbul’a ikinci saldırıları Ostrogotlar tarafından gerçekleştirilmiştir.Ostrogotlar Panonya'da oturuyorlar ve buradan kralları Teodorik komutası altında Bizans'a yıkıcı akınlar yapıyorlar ve İstanbul’u bile tehdit ediyorlardı. Teodorik’in bu akınları sonucu Ostrogotlar, Silivri'yi işgal ettiler. (479) Teodorik'in liderliğinde Ostrogotlar İtalya Yarımadası’nda başkent Roma olmak üzere bir krallık kurdular ve Trakya ile Balkanlardan çekilip İtalya'ya yerleştiler. Bu sayede Silivri Ostrogot hakimiyetinden kurtulmuş oldu.

İmparator Anastasius, Balkanlardan gelen barbar akınlarını durdurmak amacıyla 512 yılında Silivri’de bir sur yaptırmıştır. “Anastasius’un Uzun Sur’u” adıyla anılan sur sayesinde yaklaşık 80 yıl Balkanlardan gelen akınlar engellenmiştir. Ancak, kısa sürede inşa edildiği ve sağlam yapılmadığı için deprem , düşman saldırıları vb. nedenlerle yıkılmıştır.

I.Jus­tinianus (527-565) zamanında ticaret ve sanatta önemli ilerlemeler oldu. Konstantinopolis, Asya ile Avrupa arasında önemli bir ticaret merkezi idi. Bizanslı ticaret casusları Çin'den ipekçiliği öğrenerek imparatorun emri ile Silivri ve yöresine bol miktarda dut ağacı ektirilerek ipek böcekçiliğinin Silivri'ye de girmesini sağladı. X. yüzyılda Silivri çok zengin bir ticaret merkezi idi. Bolluğun asıl sebebi ticaretin yoğun bir şekilde yapılmasından kaynaklanmaktaydı. İpekçilik, şarapçılık ve ziraat çok ilerlemiş durumda olup, buradan her tarafa ihraç ediliyordu.

Aleksios Comnenos 1082 yılında, Bizans'a deniz yoluyla gelecek saldırılarda Venedik donanmasından yardım almak şartıyla, Venediklilerin Silivri'de bir ticaret kolonisi kurmalarına müsaade etti. Bu sayede Venedikliler, limana herhangi bir gümrük vergisi ödemeden serbest girme ayrıcalığını elde ettiler. Bir müddet önce ticaret sayesinde bolluk içinde yaşayan Silivrililer Venediklilerin kendilerini bu kolaylıklar yüzünden bütün pazarlardan çıkartmalarıyla ticaret yapamaz hale geldiler ve fakirleşmişlerdir.İmparator VIII. İoannes'ten sonra Theodoros kendini tahtın varisi sayıyordu. 1443'te İoannes'in hiç çocuğu olmayacağı anlaşılınca Theodoros başkente yakın olmak düşüncesi ile Silivri’ye gelip imparatorun ölmesini beklemeye başladı. Ancak, 1448 yılında çıkan veba salgınına yakalanarak Silivri’de vefat etti. İmparator VIII. İoannes, Theodoros’tan üç ay sonra vefat etti. Theodoros'un ölümünden sonra Silivri kardeşi Demetrius'a verildi. VIII. İoannes ölünce kardeşi Demetrius Silivri’den İstanbul’a hızla gittiyse de Bizans tahtını ele geçiremedi ve Constantin imparator oldu. Yaklaşık olarak beş yıl sonra İstanbul, Türkler tarafından fethedildi.

7. Avrupa Türklerinin İstanbul ve Silivri’ye Akınları

a. Avrupa Hun İmparatoru Attila’nın II.Balkan Seferi (447)

Kavimler Göçü’nden sonra Avrupa’da büyük bir devlet kuran Avrupa Hunları, ilk olarak 378 tarihinde Tuna nehrini geçerek 395 yılından itibaren bütün Trakya’ya yayıldılar.Bizans İmparatorluğu Hunların tahrip edici bu baskılarından kurtulmak ve onları kendi topraklarından uzak tutmak maksadı ile ağır maddeler imzalamak zorunda kaldılar. Ancak Bizans İmparatoru II.Teodosyus’un Margos Antlaşması’na göre ödemek zorunda olduğu vergiyi ödeyememesi ve Hun kaçaklarına hoşgörülü davranması üzerine Attila 447 yılında Bizans seferine çıktı.Attila idaresindeki Hun ordusu iki koldan Trakya’ya girmiş ve Lüleburgaz’ı (Arkadiopolis) alarak Büyükçekmece’ye (Athyra) kadar ulaştı. Attila’nın Bizans seferinde tahribatın daha ziyade Balkanlarda olması nedeniyle Silivri’nin kendine düşen yıllık vergi payından başka zarar görmediği kaynaklarda ifade edilmektedir.

b. Kuturgur Hunları’nın Akınları (558)

Kuturgur Hunları’nın 558 yılında İstanbul’a yaptıkları akında çok ağır tahribatlar yapmışlar, Trakya’da adeta taş taş üstünde bırakmamışlardı. Bu arada Silivri’de yakılıp yıkılmıştır. Bu akında Kuturgur Hunları’nın İstanbul’a varmasından Silivri yakınlarında bulunan Anastasius Suru’nun pek bir işe yaramadığı anlaşılmaktadır.Silivri’nin batıdan gelen akınlarda İstanbul yolunun üzerinde bulunması sebebiyle genellikle büyük zarar görmüştür.

c. Avar İmparatorluğu’nun Bizans Seferleri (619-626)

Orta Avrupa’ da Frank Krallığı ve Bizans İmparatorluğu arasında eski Hun, Sabar ve Ogur (Bulgar) Türklerinin desteğiyle güçlü bir devlet kuran Avarlar 7. yüzyılın başlarında bütün Trakya’yı istila ettikleri görülmektedir. 610 yılında Bizans tahtına geçen Herakleios Avar saldırılarını durdurmak için hakanlarıyla görüşmek üzere Marmara Ereğlisi’ ne (Herakleia) gelmiş fakat, hakanın saldırısına uğradığı için kılık değiştirerek Bizans’a kaçmıştır. Avarların 617 yılında yaptıkları ilk seferde İstanbul surlarını yıkmışlar ancak orduda çıkan salgın hastalık nedeniyle geri dönmek zorunda kalmışlardır. Avarların ikinci Trakya istilası 626 yılında gerçekleşti. Bu seferde iki ay süreyle İstanbul’u şiddetli bir şekilde kuşattılarsa da kuşatma başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu seferde, asıl hedef İstanbul olduğu için kaynaklarda Silivri’ nin ciddi bir tahribat ve yağma faaliyetlerine uğramadığı ifade edilmektedir.

d. Tuna Bulgar Devleti Hükümdarı Tervel Han’ın Seferi (712)

679 yılında kurulan Tuna Bulgar Devleti kısa bir sürede güçlü bir devlet haline geldi.Tervel Han (702 - 713) zamanında Bizans İmparatoru II. Justinianus ile ittifak antlaşması imzalamıştı. Ancak imparatorun görevden uzaklaştırılması üzerine eski müttefikinin intikamını almak için İstanbul’a yaptığı seferde (712) şehrin çevresinde bulunan zengin ve soylulara ait bütün sayfiye yerlerini yağmalamıştır.Bu arada, Silivri’deki bütün köşk ve çiftliklerin de tahrip edilerek yağmalandığı kaynaklarda belirtilmektedir.

e. Tuna Bulgar Devleti Hükümdarıb Krum Han’ın Seferi (814)

Krum Han’ın (804 - 814) Trakya istilası ilk olarak 813 yılı sonbaharında başlamış ve İstanbul kuşatılmıştı.Ancak, kuşatmanın başarısızlıkla neticelenmesi üzerine İmparator V. Leon ile Krum Han arasında bir görüşme tertiplemişti. Görüşme esnasında V. Leon’un Krum Han’a suikast yapma girişiminde bulunması üzerine çok hiddetlenen Krum Han bütün Trakya şehirlerini tahrip ederek yağmalamıştır. Bu arada Silivri’de yağmalandığı tahmin edilmektedir.814 yılında Krum Han’ın ansızın ölmesi üzerine Bulgar Türklerinin istilası bir süre için son bulmuştur. Bulgar Türklerinin son saldırıları 924 yılında Simeon’un zamanında yapıldı.Bu saldırıda Silivri’nin pek fazla zarar görmediği kaynaklarda belirtilmektedir.

f. Peçeneklerin Bizans Seferi (1081 - 1090)

Avrupa Türklerinin Trakya’yı istila hareketlerinin sonuncusu 1090 yılında Peçenekler tarafından gerçekleştirilmiştir. Peçenekler İzmir’de kurulan Çaka Bey Devleti ve Anadolu Selçuklu Devleti ile ittifak yaparak 1090 yılında Çekmece’ye kadar ulaştılar. Peçeneklerin bu büyük istila hareketinde Silivri’nin yağmalandığı tahmin edilmektedir. 1091 yılında Bizans’ın Kuman (Kıpçak) Türklerini çeşitli vaatlerle Peçeneklere saldırtması üzerine Peçenekler yenilmiş ve bölgeden çekilmek zorunda kalmışlardır.

8. Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Silivri

Osmanlı İmparatorluğu Anadolu’da sağlam temeller üzerine kurulduktan sonra Osmanlılar 14. yüzyılın başlarından itibaren Trakya ile ilgilenmeye başlamışlardı. Osmanlıların Silivri’ye ilk girişleri 1327 yılında İmparator II.Andronikos ve torunu genç Andronikos arsında cereyan eden saltanat mücadelesi sırasında gerçekleşmiştir. Ancak Orhan Bey’ in II. Andronikos’ a yardım etmek amacıyla gönderdiği kuvvetler Silivri’de mağlup olmuşlar ve İmparatorun yardımıyla geri dönmüşlerdi.

Osmanlıların Silivri’ ye ikinci girişleri dostluk çerçevesi içinde gerçekleşmiştir. Bizans İmparatoru III. Andronikos’ un 1341 yılında ölümü üzerine küçük yaştaki oğlu İoannes (Yohannes) Kantakuzen’ in vasiyeti üzerine imparator ilan edilmişti. Bir süre sonra Kantakuzen’ e karşı isyan başladı. Kantakuzen tahtı kaybetmemek için Orhan Bey’ den yardım istedi ve desteğini sağlamak amacıyla kızı Teodora’ yı Sultan Orhan’ a verdi. Orhan Bey otuz kadar gemi, bir hayli süvari ve adamlarıyla Teodora’ yı Silivri’ den alarak Bursa’ya getirtmiştir. Kantakuzen’ in, yardımlara karşılık 1353’te Gelibolu’ daki Çimpe Kalesi’ni Osmanlılara vermesi üzerine Türkler çok kısa zamanda bütün Trakya’ ya yayıldılar. 1356 yılına kadar yapılan fetihlerle Silivri’ ye 30 km kadar sokulmuşlardır.

Kaynaklarda Silivri’ nin Osmanlılar tarafından ilk defa ne zaman fethedildiği konusunda farklı bilgiler bulunmaktadır. Evliya Çelebi Silivri’ nin daha I. Murat (1361 – 1389) tarafından fethedildiğini, ancak I. Murat’ın öldürülmesinden sonra tekrar Bizanslıların eline geçtiğini yazmaktadır. Ayrıca Evliya Çelebi Silivri’ nin ikinci kez Yıldırım Bayezid (1389 – 1402) zamanında fethedildiğini, ancak onun Timur’ a esir düşmesinden sonra kentin bir kez daha Bizanslıların eline geçtiğini belirtmektedir.

Süleyman Çelebi, kardeşleriyle girdiği saltanat mücadelesinde Bizans’ın desteğini almak için Silivri’yi Bizans’a geri vermiştir. Bu arada Timur’un Anadolu istilasından kaçan Türkmenler kitleler halinde Rumeli’ye geçerek bütün Trakya’ya ve Balkanlar’a yerleşmişlerdir.

Silivri’ nin Türkler tarafından kesin olarak fethi Fatih Sultan Mehmet (1451 – 1481) zamanında gerçekleşmiştir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’ u kuşatmadan önce Karaca Paşa’ yı (Dayı) on bin kişilik bir kuvvetle yol üzerindeki Bizans şehir ve kasabalarını ele geçirmesi için görevlendirdi. Karaca Paşa tarafından Karadeniz kıyısındaki Misivri (Mesembria), Ahyolu (Anchiolus), Vize ( Byzus) kaleleri direnmeden teslim alındı. Bu arada Selimpaşa ( Bigados) fethedildi. Silivri (Selymbria) ve Marmara Ereğlisi (Perinthos) kalelerinin direnmeleri üzerine zaman kaybını önlemek için bu kalelerin fethi daha sonraya bırakılmıştır. İstanbul’ un fethinden on beş gün sonra Karaca Paşa daha önce fethedilemeyen Silivri ve Marmara Ereğlisi’ni almak için geri dönerek kaleleri kuşattı. Silivri kalesi muhafızları İstanbul’ un fethinin gerçekleştiğini öğrenince yapacak bir şeylerinin kalmadığını anladıklarından kalenin anahtarını Karaca Paşa’ ya vererek şehri teslim ettiler.

Silivri’nin Osmanlılar tarafından alınmasından sonra üç yüz yıllık süre zarfında çok önemli hadiseye rastlanmaz. Silivri Osmanlıların idaresine geçince, kale içindeki Apokaukos Kilisesi camiye çevrilip 30-40 hane kadar Türk kale içine yerleştirildi. Kalede Rumlar, Yahudiler ve Ermeniler oturuyorlardı. Türkler de gelince eski halkın adet ve ananelerinde, ibadetlerine müdahale edilmemiştir. Türklerin bu husustaki müsamahası gayrimüslim halkın rahat yaşamalarına neden oldu. Yalnız Türkler kırsal yaşamı tercih ettiklerinden yavaş yavaş kaleyi terk edip kale dışında yerleşmeye başladılar.Türklerin Silivri’ye gelip yerleştikleri dönemde şehrin etrafı bakımlı bağ ve bahçelerle kaplı idi. Gayrimüslim halk yine şarapçılık ve ipekçilikle geçimlerini temin ediyorlardı.

Silivri Bizans İmparatorlarının ve soylularının bir sayfiye yeriydi. Türklerin eline geçtikten sonra da uzun bir müddet aynı şekilde devam etti. Kanuni Sultan Süleyman Yapağca çiftliğini satın aldı.Oraya bir cami ve saray yaptırdı. Yaz aylarını saray halkı burada geçirirdi. Celaliye çiftliğini de Piri Mehmet Paşa satın aldı, emekli olduktan sonra günlerinin bir kısmını Celaliye’de bir kısmını da Silivri’de geçirmiştir. Sultan Avcı Mehmet de yine Yapağca Köyü’nde bir av köşkü yaptırmıştır.Sık sık Trakya’da ava çıkardı. Dinlenmek için de bu köşke gelip kaldığı bilinmektedir.

Sadece Osmanlı padişahları ve devlet adamları değil, özellikle Kırım hanları ve aileleri de Silivri’yi yazlık dinlenme yeri olarak kullanıyorlardı.Özellikle de Kadıköy’deki konaklarda oturduklarını kaynaklar ifade etmektedir.

1509 yılında İstanbul’da meydana gelen ve “Küçük Kıyamet” adı verilen büyük zelzelede Silivri ve çevresini harabeye çevirdi. Silivri’de kale duvarları tamamen yıkıldı. Ancak Sultan II.Beyazıt Silivri surlarını tekrar tamir ettirdi.

Bundan sonra Kırım Harbine kadar Silivri’de pek mühim bir şeye rastlanmaz.Kırım Harbi (1853-1896) sonunda harpte yer ve yurtlarını terk eden bir kısım Tatar Türklerinin bu yörelere geldiklerini görüyoruz. Bunlardan çok önce gelen bir kısım Tatar da Silivri’de yerleştiler.

Nihayet “93 Harbi” denilen Osmanlı-Rus Savaşında (1877-1878) Rus ordusu Silivri’yi de işgal etmiş ve Yeşilköy’e ilerlemişlerdi. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yıllarında Anadolu’dan gelip Balkanlara yerleşen Türkler istilaya dayanamayıp toplu halde Trakya’ya göç etmeye başlamışlardı. Bu arada göçmenler Silivri’ye gelerek yeni yeni köyleri kurmaya veya eskiden kurulmuş köylere yerleşmeye başladılar.Bu savaş sırasında Vidin muhacirlerinin de bir kısmı Silivri’ye yerleştirilmiştir.

8 Ekim 1912’de Balkan Savaşları başladı. Balkanlarda Bulgarlar, Yunanlılar, Sırplar ve Karadağlılar aralarında bir anlaşma yaptılar. Osmanlıların Trablusgarp Harbi ile uğraşmasından ve bu ülkedeki iç siyasal çekişmelerden yararlanarak 8 Ekim 1912’de Karadağlılar Osmanlılara savaş ilan ettiler. Diğer Balkan devletleri de savaşa girdiler. Hazırlıksız yakalanan Osmanlı orduları ikmal düzeninin işlememesi, komutanlar arasındaki anlaşmazlıklar ve kötü yönetim nedeniyle büyük bir yenilgiye uğradı. I. Balkan Savaşı’nda Türk ordusu Bulgarları 17-22 Kasım 1912’de Çatalca hattında ancak durdurabildi. Bu arada Silivri de Bulgarlar tarafından işgal edildi. Bulgarların bu işgali tarihte eşi az görülen katliamlar, zulümler, işkencelere ve yakıp yıkmalara sahne olmuştur. Bu Bulgar zulmünden Silivri çok etkilendi. Danişmend Mescidi, Alibey Camii, Kır Camii, Fatih Camii, Bodur Mescidi, Kasımpaşa Mescidi ve Abdülgani Mescidi’ni yaktılar. Bu yağmadan Piripaşa Camii ufak tefek hasarla kurutuldu. Bulgarlar Piripaşa Camii’ndeki kıymetli eşyalar, minber ve kapısını sökerek götürmek istedilerse de başarılı olamadılar.30 Mayıs 1913’te barış imzalandı.

29/30 Haziran 1913 gecesi Bulgaristan,Yunanistan ve Sırbistan’a aniden saldırınca II. Balkan Harbi başladı. Eski iki müttefikin birbirine düşmesi Osmanlıların işine yaradı. Edirne’ye kadar olan Trakya bölgesini Bulgarların elinden geri aldı. Bulgarların Silivri’yi işgali 9 ay sürdü, Temmuz 1913’te işgal sona erdi.

class="metin1" Kurtuluş Savaşı’nda Silivri Yunanlılar tarafından işgal edildi.Yunanlılar Silivri’ye 20 Temmuz 1920’de girdi, 22 Ekim 1922’de çekilerek yerlerini İtalyanlara bıraktılar. Yunan işgali iki sene üç ay sürdü. Neticede 1 Kasım 1922’de İtalyanlar da çekilerek Silivri’yi Türklere teslim ettiler. Böylece İtalyanların işgali de sekiz gün sürmüş oldu.

9. Cumhuriyet Döneminde Silivri

Kurtuluş Savaşı’nın sonunda Yunanistan’la imzalanan mübadele antlaşması ile Batı Trakya Türkleri ve İstanbul Rumları hariç, Yunanistan’daki Türkler ile Türkiye’deki Rumlar’ın karşılıklı olarak yer değiştirmelerine karar verilmiştir. Bu mübadele sırasında Silivri’ye çok miktarda göçmen yerleştirilmiştir. Mübadele 1924’te tamamlandı.

Silivri, Türkiye Cumhuriyeti devrinde sosyal, ekonomik , kültürel ve turizm alanlarında hızla gelişerek modern kent kimliğine ulaşma ve kalkınma yolunda önemli adımlar atmaktadır.

Silivri yönetim bakımından tarihsel gelişim içerisinde çeşitli dönemlerde değişik livalara bağlanmıştır. Silivri kaza oluşunun ilk yıllarında Vize Livası’na bağlı idi. Uzun bir müddet Rumeli Eyaleti’ne bağlı bir kaza olarak kaldı. 1839 Tanzimat Fermanı’ndan sonra İstanbul Zaptiye Nezaretince yönetildi. 1846’da Silivri Liva oldu ve yine Zaptiye Nezaretince yönetildi. Bundan sonra 1856 yılına kadar Havas-ı Hümayun’a bağlı kadılıklardan biri olarak yönetildi. Silivri 1867’de kaza oldu,1876’da Çatalca sancak halini alınca Silivri, Çatalca’nın bir ilçesi haline getirtildi. 1926’da Çatalca İstanbul’a bir kaza olarak bağlandığından Silivri de bu tarihten itibaren İstanbul’un kazası oldu.

Önemli Linkler
Başbakanlık
T.C. Kimlik Numarası Öğrenme
ÖSYM
Vergi Kimlik Numarası Sorgulama
İstanbul Valiligi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Silivri Belediyesi
Yerel Basın
Haber Silivri
Silivriliyiz.com
Bizim Silivri
SİLİVRİ.com.tr
Trakya Hürhaber
Silivri Haber
Silivri Gündem
Silivrihaber.net
Dilek ve Şikayetleriniz İçin
silivri@istanbul.gov.tr

Bilgi Edinme Formu

SİLİVRİ KAYMAKAMLIĞI

Silivri-İSTANBUL

silivri@istanbul.gov.tr

Tel :

0 212 727 10 01

0 212 728 37 42

Faks : 0 212 727 93 35

Ana Hizmet Birimleri Denetim ve Danışmanlar Yardımcı Birimler Bağlı Kurumlar
İller İdaresi 
                            Genel Müdürlüğü Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Sivil Savunma Genel Müdürlüğü Dernekler Dairesi Başkanlığı Mülkiye Teftiş Kurulu Strateji Geliştirme Başkanlığı Hukuk Müşavirliği Araştırma ve Etütler Merkezi Başkanlığı Personel Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Jandarma Genel 
                            Komutanlığı Sahil Güvenlik 
                            Komutanlığı