|
3. Pers İmparatorluğu Devrinde
Silivri.
M.Ö. 5. yy.da bütün Trakya, dolayısıyla da Silivri
(Selymbria) Pers ve Peloponez savaşlarının sarsıntısına uğradı. Kaynaklardan
edindiğimiz bilgilere göre; şehir önceleri Pers egemenliğine girmiştir. Pers
İmparatorluğunun kurucusu Kyros M.Ö. 546 yılında Lidya Kralı Kroisos’u yenerek
545’te İyonya şehirlerini zaptetmek suretiyle bütün Anadolu’ya hakim ve
dolayısıyla Traklarla komşu olmuştur. Persler, Boğazlardan gelebilecek herhangi,
bir tehlikeyi önlemek amacıyla Dareios’un , (M.Ö. 521-486) önderliğinde 515’te
İstanbul Boğazı’ ndan Trakya’ya geçerek batıya doğru ilerlemişlerdir.Perslerin
eline geçen İyon şehirleri siyasal ve ekonomik bağımsızlıklarını kaybedince M.Ö.
500 yıllarında Miletos şehrinin önderliğinde ayaklanınca, ihtilal kısa zamanda
bütün İyonya şehirlerine yayılmıştır.
Atina’nın desteğinden yoksun kalan İyonyalılar
Hellespontos (Çanakkale Boğazı) üzerine gönderdikleri bir donanma ile başta
Bizantion olmak üzere bölgenin bütün şehirlerinin ihtilale katılmasını
sağladılar. Böylelikle isyan hareketi Marmara Bölgesi ve İstanbul Boğazı’ na
kadar genişlemiş oldu. Silivri (Selymbria), büyük bir ihtimalle İyon ihtilaline
katılmıştır. Çünkü Persler, İyonya ihtilalinin tepkileri sonunda
Trakya’da sarsılmış olan egemenliklerini yeniden kuvvetlendirmek için M.Ö.
492’de Mardonius kumandasında bölgeye düzenledikleri sefer sonunda Silivri
(Selymbria) gibi diğer bütün Trakya kıyı kentlerini işgal ettiler. Böylece Pers
Savaşları’nda Perslerin kıyılardaki egemenliği Yunan üstünlüğüne son vermiş
oluyordu
M.Ö. 478-477 yılında Atina, merkezi Yunan dünyasının
kutsal adası olan Delos olmak üzere Attika Delos Deniz Birliği adını taşıyan
siyasal bir birlik kurdu. Birliğin amacı, Perslere karşı sürekli mücadelede
bulunmak; Trakya, Adalar ve Anadoludaki Yunan şehirlerinin bağımsızlığını
sağlamak ve Perslerden intikam almaktı.
Atinalıların Trakya’yı Pers boyunduruğundan kurtarmak
için M.Ö. 475'te yapmış oldukları ilk seferi Atinalı Kimon idare etmiş; Kimon
bir donanma ile Trakya sahillerine çıkarak kıyıları Perslerin elinden
kurtarmıştır. Daha sonra Atinalılar Rusya'dan ithal ettikleri hububat için büyük
önemi olan Boğazlara bir sefer daha yapmışlar ve başta Byzantion olmak üzere
aradaki şehirlerin Deniz Birliğine girmesini sağlamışlardır. Bu seferler sonunda
Silivri’nin de (Selymbria) “Attika Delos Deniz Birliği”ne katıldığını ve
birliğin bir üyesi olarak adının M.Ö. 451-450 yıllarından itibaren vergi
listelerinde geçmeye başladığını görüyoruz. Peloponez Savaşlarının başlangıcında
Atinalılar Trakya'nın kendileri için bir zahire ambarı olduğunu dikkate alarak
Odrys Kralı Stialkes'le M.Ö. 431-430 yılında bir ittifak kurmuştur. Bu ittifakla
Silivri (Selymbria) bir bağlılıktan kurtulmuştur. Böylelikle Pers Savaşlarının
galibi olan Atinalılar Trakya sömürgelerini, siyasal egemenlikleri altına almış
bulunuyorlardı.
Kaynaklarda Silivri (Selymbria) adı Atina ile Sparta
arasında M.Ö. 431 yılında başlayan ve aralıksız 27 yıl süren Peloponez
Savaşları’nın son evresinde birçok defalar söz konusu olmuştur. Peloponez
Savaşları’nın ilk evresinde, Spartalılar Atinalıları maden ve kereste
kaynaklarından yoksun bırakmak için, kıyılardaki Yunan sömürgelerine saldırıp
onların Atina ile ilgilerini kestiler. Savaşın son yıllarında "Attika Delos
Deniz Birliği"ne üye olan şehirlerin birlikten çıkarılmasından sonra Atina
donanmasının başına geçen Alkibiades M.Ö. 410'da Spartalıların donanmasını
Hellespontos’ta (Çanakkale Boğazı) yenerek sömürgeleri Sapartalılardan kurtarıp
tekrar Atina'ya bağlamıştı. Bu arada bazı kaynaklar Silivri’yi de zaptettiğinden
bahsederlerse de ancak Silivrililer Alkibiades’in ordusunun kente girmesine izin
vermemiş, Atina ordusunu kendi topraklarından uzak tutmaya çalışmış ve onlara
para yardımında bulunmuşlardı. Bundan bir müddet sonra M.Ö. 409 yılında
Alkibiades, şehri zaptetmeyi başarmıştır. Fakat Silivri’nin otonomisini
koruduğunu, bundan kısa bir zaman sonra da M.Ö. 408-407 yıllarında Atina ile bir
birlik sözleşmesi ile bağımsızlığını Atina'ya para ödeyerek sağladığını
görüyoruz. Bu anlaşmaya göre Silivri (Selymbria) Atina'yla bir ittifaka girmeyi
üstleniyor ve bunun karşılığında Atina da Silivri’nin özerkliğini garanti
ediyordu. Kent, Peloponez Savaşları’nın bitiminden kısa bir süre sonra, M.Ö. 403
yılında, Bizans'tan geri püskürtülüp Silivri’de (Selymbria) tutunmak isteyen
Spartalı Klearkos'un idaresi altına girmiştir.
Silivri (Selymbria), daha sonraları “Onbinlerin
Dönüşü” olayında tekrar ön plana çıkmıştır.M.Ö. 400 yılında Ksenofon, Onbinlerin
kalıntısı ile Trakya'ya gelmiş, M.Ö. 399 yılında “Odrisler” in başında bulunan
I. Seuthes, Trakya ordusu ile Silivri’de (Selymbria) ordugah kurmuş fakat
Silivri halkı bunlara yiyecek ve para vererek şehirden uzak tutmuşlardır.
Peloponez Savaşları’nın bitiminden sonra, Atinalılar
birlik olduğu ülkeleri Spartalıların saldırılarından korumak için M.Ö. 378-377
yılında “İkinci Attika Delos Deniz Birliği”ni kurmuştur. Atinalı Amiral Habrias
M.Ö. 377-376 yılında Trakya kıyılarına yaptığı seferde Silivri'yi de bu ikinci
birliğe katılmaya razı etmiştir. Silivri (Selymbria), M.Ö. 357 yılında
Bizantium’la birlikte deniz birliğinden çıkmış ve birlikten ayrılmasından sonra
Bizans’a bağlanmak zorunda kalmıştır.
4. Helenistik Dönemde Silivri
Makedonya Kralı II. Filip, M.Ö. 341 yılında Trakya'nın
büyük bir bölümüne, Kral Kersobleptes'i tahtından indirerek sahip olmuş, böylece
egemenliğini Karadeniz’e kadar uzatmıştı. Kralın “Çelenk Nutku”na eklenen bir
mektupta Silivri’nin II. Filip tarafından kuşatıldığından söz edilmektedir.
Ancak,Boğazlara göz diken II. Filip'in Perintos ve Bizantion’u kuşatması üzerine
müttefikler bu şehirlerin yardımına koşmuşlar ve bunları Makedonyalıların
elinden kurtarmışlardır (M.Ö. 340). Bu durumda iki şehir arasında bulunan
Silivri’nin II. Filip tarafından ele geçirilmesi imkansız olarak görülmekte ise
de müttefikler yardıma gelinceye kadar çok kısa bir sure işgal edilmiş olması da
mümkündür.
II. Filip'in ölümünden sonra başa geçen Büyük
İskender, taht kavgalarını önledikten sonra, bütün Yunanistan’ı egemenliği
altına aldı ve M.Ö. 334'te Asya seferine başlamak üzere Çanakkale Boğazı’ndan
Anadolu'ya geçti. Büyük İskender’in bu yolu takip etmesi Bizans’ı ve dolayısıyla
Silivri’yi bir Makedon istilasından kurtardı. Aksi takdirde Büyük İskender’in
Çanakkale Boğazı yerine İstanbul Boğazı’ndan Anadolu’ya geçmiş olsaydı, mutlaka
Bizantion'u ve Silivri’yi istila etmiş olacaktı.
M.Ö. 280 yılında, Avrupa’nın batı bölgelerinde yaşayan
Galatlar Aşağı Tuna ülkelerine ilerleyerek buraları istila etmeye başladılar.
M.Ö. 278-277 yıllarında Galatların bir kolu Trakya’ya girerek İstanbul Boğazı
üzerinden Anadolu'ya geçmiş ve Sakarya ile Kızılırmak arasıdaki bölgeye
yerleşmişlerdi. Bu sefer sırasında Silivri ve Bizantion Galatlar tarafından
yağmalanmıştı.
5. Roma İmparatorluğu Döneminde Silivri
Roma İmparatorluğu devrinde Silivri’den seyrek olarak
söz edilmiştir. Romalı elçi Lucius Cornelius ile Kral Antiochos'un M.Ö. 166
yılında buluşma yeri olarak Silivri'ye geldiklerini biliyoruz. Roma çağındaki
durumu hakkında pek fazla bir şey bilmediğimiz kentte, Roma devrine ait Trak
süvari kabartması ile girlantlı bir lahit parçasının bulunmuş olması da
Romalıların buraya gelmiş olduklarını kanıtlamaktadır.
Roma imparatoru Septimius Severus, İmparatorluğun doğu
bölgesini ele geçirtmeye çalışan Pescennius Niger'i M.S. 193 yılında yenilgiye
uğrattı. Bu çatışmada Niger'in yanında yer alan Bizantion halkını da kılıçtan
geçirip kenti yağmaladı. Surların hepsini yıktırdı. Bu çatışmada Silivri
tarafsız kaldığı için bu yağma faaliyetinden kurtuldu. Septimius Severus
Bizantion'u bir merkez olmaktan çıkararak Perintos'a (Marmara Ereğlisi) bağladı.
İstanbul’un bütün surlarını yıktıran Septimius Severus şehri daha sonra geniş ve
yüksek surla çevirmiştir. Ayrıca kuşatma sırasında harap olan Bizantion şehrini
de tekrar imar ettirmiştir. Helenistik ve Roma dönemlerine ait kültür belgeleri,
zaman zaman Silivri’nin içinde ve çevre köylerde bulunan, genellikle cenaze
ziyafeti sahnesi kabartmalı mezar stelleri, yazıtlar ve altın paralardır.
6. Bizans İmparatorluğu Döneminde Silivri
Diocletianus'un yerine gecen Büyük Constantinus
(306-337), Doğu İmparatorluğu’nda birliği sağladı ve hükümet merkezini
Nikomedia'dan Bizantion'a taşıdı. Bizantion 11 Mayıs 330'da büyük bir törenle
başşehir olarak ilan edildi ve şehir Konstantinopolis adını aldı. Silivri,
Konstantinopolis'in kurulmasıyla imparatorluk baş şehrinin etki alanı içine
girdi. Bundan sonra Silivri, bir Bizans kenti olarak, Türkler tarafından
alınıncaya kadar varlığını sürdürdü.
İmparatorluğun Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldığı 395
yılından itibaren İstanbul ve Silivri’nin Türkler tarafından fethedilene
kadar çeşitli kavimler tarafından istilaya uğradıkları görülmektedir. İlk
olarak Alarik komutasında Batı Gotları İstanbul’a saldırdılar. Bu arada
Silivri'yi de muhasara ettiler. Ancak kenti ele geçiremeden Balkanlara geri
döndüler. Böylece Silivri bir tehlikeden daha kurtulmuş oldu.
Avrupa’da bulunan kavimlerin Bizans döneminde
İstanbul’a ikinci saldırıları Ostrogotlar tarafından
gerçekleştirilmiştir.Ostrogotlar Panonya'da oturuyorlar ve buradan kralları
Teodorik komutası altında Bizans'a yıkıcı akınlar yapıyorlar ve İstanbul’u bile
tehdit ediyorlardı. Teodorik’in bu akınları sonucu Ostrogotlar, Silivri'yi işgal
ettiler. (479) Teodorik'in liderliğinde Ostrogotlar İtalya Yarımadası’nda
başkent Roma olmak üzere bir krallık kurdular ve Trakya ile Balkanlardan çekilip
İtalya'ya yerleştiler. Bu sayede Silivri Ostrogot hakimiyetinden kurtulmuş oldu.
İmparator Anastasius, Balkanlardan gelen barbar
akınlarını durdurmak amacıyla 512 yılında Silivri’de bir sur yaptırmıştır.
“Anastasius’un Uzun Sur’u” adıyla anılan sur sayesinde yaklaşık 80 yıl
Balkanlardan gelen akınlar engellenmiştir. Ancak, kısa sürede inşa edildiği
ve sağlam yapılmadığı için deprem , düşman saldırıları vb. nedenlerle
yıkılmıştır.
I.Justinianus (527-565) zamanında ticaret ve sanatta
önemli ilerlemeler oldu. Konstantinopolis, Asya ile Avrupa arasında önemli bir
ticaret merkezi idi. Bizanslı ticaret casusları Çin'den ipekçiliği öğrenerek
imparatorun emri ile Silivri ve yöresine bol miktarda dut ağacı ektirilerek ipek
böcekçiliğinin Silivri'ye de girmesini sağladı. X. yüzyılda Silivri çok
zengin bir ticaret merkezi idi. Bolluğun asıl sebebi ticaretin yoğun bir şekilde
yapılmasından kaynaklanmaktaydı. İpekçilik, şarapçılık ve ziraat çok ilerlemiş
durumda olup, buradan her tarafa ihraç ediliyordu.
Aleksios Comnenos 1082 yılında, Bizans'a deniz yoluyla
gelecek saldırılarda Venedik donanmasından yardım almak şartıyla, Venediklilerin
Silivri'de bir ticaret kolonisi kurmalarına müsaade etti. Bu sayede
Venedikliler, limana herhangi bir gümrük vergisi ödemeden serbest girme
ayrıcalığını elde ettiler. Bir müddet önce ticaret sayesinde bolluk içinde
yaşayan Silivrililer Venediklilerin kendilerini bu kolaylıklar yüzünden bütün
pazarlardan çıkartmalarıyla ticaret yapamaz hale geldiler ve
fakirleşmişlerdir.İmparator VIII. İoannes'ten sonra Theodoros kendini tahtın
varisi sayıyordu. 1443'te İoannes'in hiç çocuğu olmayacağı anlaşılınca Theodoros
başkente yakın olmak düşüncesi ile Silivri’ye gelip imparatorun ölmesini
beklemeye başladı. Ancak, 1448 yılında çıkan veba salgınına yakalanarak
Silivri’de vefat etti. İmparator VIII. İoannes, Theodoros’tan üç ay sonra vefat
etti. Theodoros'un ölümünden sonra Silivri kardeşi Demetrius'a verildi. VIII.
İoannes ölünce kardeşi Demetrius Silivri’den İstanbul’a hızla gittiyse de
Bizans tahtını ele geçiremedi ve Constantin imparator oldu. Yaklaşık olarak beş
yıl sonra İstanbul, Türkler tarafından fethedildi.
7. Avrupa Türklerinin İstanbul ve Silivri’ye Akınları
a. Avrupa Hun İmparatoru Attila’nın II.Balkan Seferi (447)
Kavimler Göçü’nden sonra Avrupa’da büyük bir devlet
kuran Avrupa Hunları, ilk olarak 378 tarihinde Tuna nehrini geçerek 395 yılından
itibaren bütün Trakya’ya yayıldılar.Bizans İmparatorluğu Hunların tahrip edici
bu baskılarından kurtulmak ve onları kendi topraklarından uzak tutmak maksadı
ile ağır maddeler imzalamak zorunda kaldılar. Ancak Bizans İmparatoru
II.Teodosyus’un Margos Antlaşması’na göre ödemek zorunda olduğu vergiyi
ödeyememesi ve Hun kaçaklarına hoşgörülü davranması üzerine Attila 447 yılında
Bizans seferine çıktı.Attila idaresindeki Hun ordusu iki koldan Trakya’ya girmiş
ve Lüleburgaz’ı (Arkadiopolis) alarak Büyükçekmece’ye (Athyra) kadar ulaştı.
Attila’nın Bizans seferinde tahribatın daha ziyade Balkanlarda olması nedeniyle
Silivri’nin kendine düşen yıllık vergi payından başka zarar görmediği
kaynaklarda ifade edilmektedir.
b. Kuturgur Hunları’nın Akınları (558)
Kuturgur Hunları’nın 558 yılında İstanbul’a yaptıkları
akında çok ağır tahribatlar yapmışlar, Trakya’da adeta taş taş üstünde
bırakmamışlardı. Bu arada Silivri’de yakılıp yıkılmıştır. Bu akında Kuturgur
Hunları’nın İstanbul’a varmasından Silivri yakınlarında bulunan Anastasius
Suru’nun pek bir işe yaramadığı anlaşılmaktadır.Silivri’nin batıdan gelen
akınlarda İstanbul yolunun üzerinde bulunması sebebiyle genellikle büyük zarar
görmüştür.
c. Avar İmparatorluğu’nun Bizans Seferleri (619-626)
Orta Avrupa’ da Frank Krallığı ve Bizans İmparatorluğu
arasında eski Hun, Sabar ve Ogur (Bulgar) Türklerinin desteğiyle güçlü bir
devlet kuran Avarlar 7. yüzyılın başlarında bütün Trakya’yı istila ettikleri
görülmektedir. 610 yılında Bizans tahtına geçen Herakleios Avar saldırılarını
durdurmak için hakanlarıyla görüşmek üzere Marmara Ereğlisi’ ne (Herakleia)
gelmiş fakat, hakanın saldırısına uğradığı için kılık değiştirerek Bizans’a
kaçmıştır. Avarların 617 yılında yaptıkları ilk seferde İstanbul surlarını
yıkmışlar ancak orduda çıkan salgın hastalık nedeniyle geri dönmek zorunda
kalmışlardır. Avarların ikinci Trakya istilası 626 yılında gerçekleşti. Bu
seferde iki ay süreyle İstanbul’u şiddetli bir şekilde kuşattılarsa da kuşatma
başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu seferde, asıl hedef İstanbul olduğu için
kaynaklarda Silivri’ nin ciddi bir tahribat ve yağma faaliyetlerine uğramadığı
ifade edilmektedir.
d. Tuna Bulgar Devleti Hükümdarı Tervel Han’ın Seferi (712)
679 yılında kurulan Tuna Bulgar Devleti kısa bir
sürede güçlü bir devlet haline geldi.Tervel Han (702 - 713) zamanında Bizans
İmparatoru II. Justinianus ile ittifak antlaşması imzalamıştı. Ancak imparatorun
görevden uzaklaştırılması üzerine eski müttefikinin intikamını almak için
İstanbul’a yaptığı seferde (712) şehrin çevresinde bulunan zengin ve soylulara
ait bütün sayfiye yerlerini yağmalamıştır.Bu arada, Silivri’deki bütün köşk ve
çiftliklerin de tahrip edilerek yağmalandığı kaynaklarda belirtilmektedir.
e. Tuna Bulgar Devleti Hükümdarıb Krum Han’ın Seferi (814)
Krum Han’ın (804 - 814) Trakya istilası ilk olarak 813
yılı sonbaharında başlamış ve İstanbul kuşatılmıştı.Ancak, kuşatmanın
başarısızlıkla neticelenmesi üzerine İmparator V. Leon ile Krum Han arasında bir
görüşme tertiplemişti. Görüşme esnasında V. Leon’un Krum Han’a suikast yapma
girişiminde bulunması üzerine çok hiddetlenen Krum Han bütün Trakya şehirlerini
tahrip ederek yağmalamıştır. Bu arada Silivri’de yağmalandığı tahmin
edilmektedir.814 yılında Krum Han’ın ansızın ölmesi üzerine Bulgar Türklerinin
istilası bir süre için son bulmuştur. Bulgar Türklerinin son saldırıları 924
yılında Simeon’un zamanında yapıldı.Bu saldırıda Silivri’nin pek fazla zarar
görmediği kaynaklarda belirtilmektedir.
f. Peçeneklerin Bizans Seferi (1081 - 1090)
Avrupa Türklerinin Trakya’yı istila hareketlerinin
sonuncusu 1090 yılında Peçenekler tarafından gerçekleştirilmiştir. Peçenekler
İzmir’de kurulan Çaka Bey Devleti ve Anadolu Selçuklu Devleti ile ittifak
yaparak 1090 yılında Çekmece’ye kadar ulaştılar. Peçeneklerin bu büyük istila
hareketinde Silivri’nin yağmalandığı tahmin edilmektedir. 1091 yılında Bizans’ın
Kuman (Kıpçak) Türklerini çeşitli vaatlerle Peçeneklere saldırtması üzerine
Peçenekler yenilmiş ve bölgeden çekilmek zorunda kalmışlardır.
8. Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Silivri
Osmanlı İmparatorluğu Anadolu’da sağlam temeller
üzerine kurulduktan sonra Osmanlılar 14. yüzyılın başlarından itibaren Trakya
ile ilgilenmeye başlamışlardı. Osmanlıların Silivri’ye ilk girişleri 1327
yılında İmparator II.Andronikos ve torunu genç Andronikos arsında cereyan eden
saltanat mücadelesi sırasında gerçekleşmiştir. Ancak Orhan Bey’ in II.
Andronikos’ a yardım etmek amacıyla gönderdiği kuvvetler Silivri’de mağlup
olmuşlar ve İmparatorun yardımıyla geri dönmüşlerdi.
Osmanlıların Silivri’ ye ikinci girişleri dostluk
çerçevesi içinde gerçekleşmiştir. Bizans İmparatoru III. Andronikos’ un 1341
yılında ölümü üzerine küçük yaştaki oğlu İoannes (Yohannes) Kantakuzen’ in
vasiyeti üzerine imparator ilan edilmişti. Bir süre sonra Kantakuzen’ e karşı
isyan başladı. Kantakuzen tahtı kaybetmemek için Orhan Bey’ den yardım istedi ve
desteğini sağlamak amacıyla kızı Teodora’ yı Sultan Orhan’ a verdi. Orhan Bey
otuz kadar gemi, bir hayli süvari ve adamlarıyla Teodora’ yı Silivri’ den alarak
Bursa’ya getirtmiştir. Kantakuzen’ in, yardımlara karşılık 1353’te Gelibolu’
daki Çimpe Kalesi’ni Osmanlılara vermesi üzerine Türkler çok kısa zamanda bütün
Trakya’ ya yayıldılar. 1356 yılına kadar yapılan fetihlerle Silivri’ ye 30 km
kadar sokulmuşlardır.
Kaynaklarda Silivri’ nin Osmanlılar tarafından ilk
defa ne zaman fethedildiği konusunda farklı bilgiler bulunmaktadır. Evliya
Çelebi Silivri’ nin daha I. Murat (1361 – 1389) tarafından fethedildiğini,
ancak I. Murat’ın öldürülmesinden sonra tekrar Bizanslıların eline geçtiğini
yazmaktadır. Ayrıca Evliya Çelebi Silivri’ nin ikinci kez Yıldırım Bayezid (1389
– 1402) zamanında fethedildiğini, ancak onun Timur’ a esir düşmesinden sonra
kentin bir kez daha Bizanslıların eline geçtiğini belirtmektedir.
Süleyman Çelebi, kardeşleriyle girdiği saltanat
mücadelesinde Bizans’ın desteğini almak için Silivri’yi Bizans’a geri vermiştir.
Bu arada Timur’un Anadolu istilasından kaçan Türkmenler kitleler halinde
Rumeli’ye geçerek bütün Trakya’ya ve Balkanlar’a yerleşmişlerdir.
Silivri’ nin Türkler tarafından kesin olarak fethi
Fatih Sultan Mehmet (1451 – 1481) zamanında gerçekleşmiştir. Fatih Sultan Mehmet
İstanbul’ u kuşatmadan önce Karaca Paşa’ yı (Dayı) on bin kişilik bir kuvvetle
yol üzerindeki Bizans şehir ve kasabalarını ele geçirmesi için görevlendirdi.
Karaca Paşa tarafından Karadeniz kıyısındaki Misivri (Mesembria), Ahyolu
(Anchiolus), Vize ( Byzus) kaleleri direnmeden teslim alındı. Bu arada Selimpaşa
( Bigados) fethedildi. Silivri (Selymbria) ve Marmara Ereğlisi (Perinthos)
kalelerinin direnmeleri üzerine zaman kaybını önlemek için bu kalelerin fethi
daha sonraya bırakılmıştır. İstanbul’ un fethinden on beş gün sonra Karaca Paşa
daha önce fethedilemeyen Silivri ve Marmara Ereğlisi’ni almak için geri dönerek
kaleleri kuşattı. Silivri kalesi muhafızları İstanbul’ un fethinin
gerçekleştiğini öğrenince yapacak bir şeylerinin kalmadığını anladıklarından
kalenin anahtarını Karaca Paşa’ ya vererek şehri teslim ettiler.
Silivri’nin Osmanlılar tarafından alınmasından sonra
üç yüz yıllık süre zarfında çok önemli hadiseye rastlanmaz. Silivri Osmanlıların
idaresine geçince, kale içindeki Apokaukos Kilisesi camiye çevrilip 30-40 hane
kadar Türk kale içine yerleştirildi. Kalede Rumlar, Yahudiler ve Ermeniler
oturuyorlardı. Türkler de gelince eski halkın adet ve ananelerinde, ibadetlerine
müdahale edilmemiştir. Türklerin bu husustaki müsamahası gayrimüslim halkın
rahat yaşamalarına neden oldu. Yalnız Türkler kırsal yaşamı tercih ettiklerinden
yavaş yavaş kaleyi terk edip kale dışında yerleşmeye başladılar.Türklerin
Silivri’ye gelip yerleştikleri dönemde şehrin etrafı bakımlı bağ ve bahçelerle
kaplı idi. Gayrimüslim halk yine şarapçılık ve ipekçilikle geçimlerini temin
ediyorlardı.
Silivri Bizans İmparatorlarının ve soylularının bir
sayfiye yeriydi. Türklerin eline geçtikten sonra da uzun bir müddet aynı şekilde
devam etti. Kanuni Sultan Süleyman Yapağca çiftliğini satın aldı.Oraya bir cami
ve saray yaptırdı. Yaz aylarını saray halkı burada geçirirdi. Celaliye
çiftliğini de Piri Mehmet Paşa satın aldı, emekli olduktan sonra günlerinin bir
kısmını Celaliye’de bir kısmını da Silivri’de geçirmiştir. Sultan Avcı Mehmet de
yine Yapağca Köyü’nde bir av köşkü yaptırmıştır.Sık sık Trakya’da ava
çıkardı. Dinlenmek için de bu köşke gelip kaldığı bilinmektedir.
Sadece Osmanlı padişahları ve devlet adamları değil,
özellikle Kırım hanları ve aileleri de Silivri’yi yazlık dinlenme yeri olarak
kullanıyorlardı.Özellikle de Kadıköy’deki konaklarda oturduklarını kaynaklar
ifade etmektedir.
1509 yılında İstanbul’da meydana gelen ve “Küçük
Kıyamet” adı verilen büyük zelzelede Silivri ve çevresini harabeye çevirdi.
Silivri’de kale duvarları tamamen yıkıldı. Ancak Sultan II.Beyazıt Silivri
surlarını tekrar tamir ettirdi.
Bundan sonra Kırım Harbine kadar Silivri’de pek mühim
bir şeye rastlanmaz.Kırım Harbi (1853-1896) sonunda harpte yer ve yurtlarını
terk eden bir kısım Tatar Türklerinin bu yörelere geldiklerini görüyoruz.
Bunlardan çok önce gelen bir kısım Tatar da Silivri’de yerleştiler.
Nihayet “93 Harbi” denilen Osmanlı-Rus Savaşında
(1877-1878) Rus ordusu Silivri’yi de işgal etmiş ve Yeşilköy’e
ilerlemişlerdi. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yıllarında Anadolu’dan gelip
Balkanlara yerleşen Türkler istilaya dayanamayıp toplu halde Trakya’ya göç
etmeye başlamışlardı. Bu arada göçmenler Silivri’ye gelerek yeni yeni köyleri
kurmaya veya eskiden kurulmuş köylere yerleşmeye başladılar.Bu savaş sırasında
Vidin muhacirlerinin de bir kısmı Silivri’ye yerleştirilmiştir.
8 Ekim 1912’de Balkan Savaşları başladı. Balkanlarda
Bulgarlar, Yunanlılar, Sırplar ve Karadağlılar aralarında bir anlaşma yaptılar.
Osmanlıların Trablusgarp Harbi ile uğraşmasından ve bu ülkedeki iç siyasal
çekişmelerden yararlanarak 8 Ekim 1912’de Karadağlılar Osmanlılara savaş ilan
ettiler. Diğer Balkan devletleri de savaşa girdiler. Hazırlıksız yakalanan
Osmanlı orduları ikmal düzeninin işlememesi, komutanlar arasındaki
anlaşmazlıklar ve kötü yönetim nedeniyle büyük bir yenilgiye uğradı. I. Balkan
Savaşı’nda Türk ordusu Bulgarları 17-22 Kasım 1912’de Çatalca hattında ancak
durdurabildi. Bu arada Silivri de Bulgarlar tarafından işgal edildi. Bulgarların
bu işgali tarihte eşi az görülen katliamlar, zulümler, işkencelere ve yakıp
yıkmalara sahne olmuştur. Bu Bulgar zulmünden Silivri çok etkilendi. Danişmend
Mescidi, Alibey Camii, Kır Camii, Fatih Camii, Bodur Mescidi, Kasımpaşa
Mescidi ve Abdülgani Mescidi’ni yaktılar. Bu yağmadan Piripaşa Camii ufak tefek
hasarla kurutuldu. Bulgarlar Piripaşa Camii’ndeki kıymetli eşyalar, minber ve
kapısını sökerek götürmek istedilerse de başarılı olamadılar.30 Mayıs 1913’te
barış imzalandı.
29/30 Haziran 1913 gecesi Bulgaristan,Yunanistan ve
Sırbistan’a aniden saldırınca II. Balkan Harbi başladı. Eski iki müttefikin
birbirine düşmesi Osmanlıların işine yaradı. Edirne’ye kadar olan Trakya
bölgesini Bulgarların elinden geri aldı. Bulgarların Silivri’yi işgali 9
ay sürdü, Temmuz 1913’te işgal sona erdi.
class="metin1" Kurtuluş Savaşı’nda Silivri Yunanlılar tarafından
işgal edildi.Yunanlılar Silivri’ye 20 Temmuz 1920’de girdi, 22 Ekim 1922’de
çekilerek yerlerini İtalyanlara bıraktılar. Yunan işgali iki sene üç ay sürdü.
Neticede 1 Kasım 1922’de İtalyanlar da çekilerek Silivri’yi Türklere teslim
ettiler. Böylece İtalyanların işgali de sekiz gün sürmüş oldu.
9. Cumhuriyet Döneminde Silivri
Kurtuluş Savaşı’nın sonunda Yunanistan’la imzalanan
mübadele antlaşması ile Batı Trakya Türkleri ve İstanbul Rumları hariç,
Yunanistan’daki Türkler ile Türkiye’deki Rumlar’ın karşılıklı olarak yer
değiştirmelerine karar verilmiştir. Bu mübadele sırasında Silivri’ye çok
miktarda göçmen yerleştirilmiştir. Mübadele 1924’te tamamlandı.
Silivri, Türkiye Cumhuriyeti devrinde sosyal, ekonomik
, kültürel ve turizm alanlarında hızla gelişerek modern kent kimliğine ulaşma ve
kalkınma yolunda önemli adımlar atmaktadır.
Silivri yönetim bakımından tarihsel gelişim içerisinde
çeşitli dönemlerde değişik livalara bağlanmıştır. Silivri kaza oluşunun
ilk yıllarında Vize Livası’na bağlı idi. Uzun bir müddet Rumeli Eyaleti’ne bağlı
bir kaza olarak kaldı. 1839 Tanzimat Fermanı’ndan sonra İstanbul Zaptiye
Nezaretince yönetildi. 1846’da Silivri Liva oldu ve yine Zaptiye Nezaretince
yönetildi. Bundan sonra 1856 yılına kadar Havas-ı Hümayun’a bağlı kadılıklardan
biri olarak yönetildi. Silivri 1867’de kaza oldu,1876’da Çatalca sancak halini
alınca Silivri, Çatalca’nın bir ilçesi haline getirtildi. 1926’da Çatalca
İstanbul’a bir kaza olarak bağlandığından Silivri de bu tarihten itibaren
İstanbul’un kazası oldu.
|